söykü dergisi sayı 2 fare

entry52 galeri video1
    26.
  1. haydi bismillah dedim, oturdum okuyorum tüm öyküleri.
    naçizane fikirlerimi yazayım o halde.

    chua: bu öyküyü okuduktan sonra, google'da "chua" kelimesini tarattım. hakikaten değişik olmuş, en az bir "chua" kadar ilginç ve hüzünlü.

    kaos ve mutluluk: okuduktan sonra "hayat böylee b'ooğlummm! napalım yani!" dedirten ve buram buram doğallık akan öykü, okuması keyifliydi gerçekten.

    fare ve çocuk: betimlemelerine bayıldığım öykü. kadının platin saçından tutun da ayakkabıya bulaşan çamur kadar, tüm öğeler bir bir canlandı gözümde, yaşadım.

    7 yaşındaki fare: bana çocukluğumu hatırlatan, samimi öykü.
    * uyumuştu çünkü uyuyunca her şey geçerdi...

    kısa boylu maceralar: eğlendiren öykü.
    * fare mi! yüce kaşar adına! uçan sincap aşkına! bir fare!
    ayrıca yazar, sonunu da gayet güzel bağlamış bence.

    hayatımız fare kapanı : öyle bir öykü düşünün ki, teması "fare" olsun ve sevgiliye ithaf edilmiş olsun. çok zor değil mi? ama yazar bunu başarmış, hakkını vermiş.

    feridun abi : utanmadan bu klişeyi kullanacağım: "güldürürken düşündüren öykü."
    *okurken çok eğlendim.

    adolf ve melez kemeler : national geographic dergisinde soyu tükenmek üzere olan hayvanların yaşamları ya da onun gibi şeyler, hafif öyküleştirilerek kaleme alınır ya hani. tıpkı ona benzettim ve cidden çok beğendim.

    bir şehir ters döndü: geçen sayıdaki yazısından da yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki tam bir "bandini" öyküsü. yazar, tarzını belli etmiş, "ben buyum" diyor.
    * evet farklı, azıcık karmaşık belki. ama okuduktan sonra damakta bıraktığı bir tat var, kesinlikle.

    su alan dünyayı terk eden fare : bir solukta okudum, içimi sızlattı. öyle acıtan, öyle gerçekçi, öyle de "bize bizi anlatan."
    "batan gemiyi ilk terk eden bizler oluruz.
    her tarafından su alan bu dünyadan artık gidiyorum! ''

    korku ve farenin hikayesi : aşık atışması tadında, eğlenceli ve azıcık da hüzünlü; tam kıvamında öykü.
    * yazarın tarzını sevdim.

    mr jingle : okunurken sonunu merak ettiren, ya da lafı uzatmayayım işte; "sürükleyici" bir öykü olmuş bu. bu fareyi sevdim ben resmen.

    köşede bekleyen yalnızlık : öyküde hiç diyalog olmamasına rağmen, yazar tasvir yeteneğini öyle bir kullanmış ki, öykü kahramanları konuşuyorlar, sevişiyorlar adeta.
    *çok beğendim.

    tokluğu unutan yaban : kalbimi kıran öykü. nedendir bilinmez, garip bir hisse sürükledi beni, okudukça içime bir sıkıntı oturdu. evet, gerçekçi çünkü. belki de bizzat gerçeğin ta kendisidir, bilinmez.
    *meyveli yoğurt dolu bir şehrin, şekerli yoğurt seven tarla faresiydim.
    ne kadar yesem de, sevmediğim, alışık olmadığım doyurmuyordu beni.

    düşleri kemiren gerçeklikler : masal okur gibi, keyifle okudum bu öyküyü. kıssadan hissesi bile vardı hatta.
    "geçmişinden kaçma. bugün ile dün arasında ne varsa, olduğu kadarını tamamıyla sahiplen. o sensin. hepsi senin. çünkü geçmiş seni 'sen' yapan şeydir. düşle gerçeği, gerçekle yalanı ayırandır geçmiş." bu, bilge büyücünün söylediği son sözlerdi."

    geçmişin kemirgenliği : geçmiş, gelecekte böyle güzel öyküler yazdıracaksa, varsın kemirsin dediğim öyküdür.
    *keyifle okudum.

    asla bitmeyen kabus : o kadar normal bir durumu, öyle güzel yansıtmış ki yazar, keşke hemen bitmeseydi rüya dedim.
    *sonu da güzel bağlanmış.
    "seni rüyamda gördüm, merak ettim." mi diyecekti? zaten klişelerden nefret ederdi kadın. hiçbir zaman aramadı adam, arayamadı. kabuslar her gece devam etti, hiç uyuyamadı.

    aidiyetsiz sahipsizlik ve hüseyin : naçizane öykümle ilgili kendim yorum yapmayayım tabi, gülünç olur. "hüseyin'i öldürdüm, pişman değilim, yine olsa yine yaparım." diyeyim bari.ehe.

    şöyle toparlayayım; bir uludağ sözlük yazarı olarak söykü için kafa patlatmaktan; ve bir okur olarak da uğruna bunca emek verilen bu oluşumu okumaktan keyif alıyorum. umarım daha da güzelleşerek, gelişerek daim olur.
    0 ...