oldukça eksikleri olan ama sunuş itibari ile kendini izlettiren belgesel. o dönemde üniversitede olduğum için siyasetle en çok ilgilendiğim dönemdi ve halen olayların gelişimini dün gibi hatırlıyorum. öncelikle refaha kadar kesinlikle üniversitelerde başörtüsü sorunu yoktu. kendi üniversitem dahil bir çok üniversitede başörtüsü serbesti. hatta ben tek tük bile olsa çarşaflı bile biliyorum, anadolu üniversitelerinde. benim de merhabalaştığım türbanlı arkadaşlarım vardı, çok samimi olduğum vardır desem yalan olur ama türbanlılarla konuşurduk, kantinte beraberde otururduk arkadaş grubu olarak, özellikle tabi sınav dönemlerinde ama tokalaşmıyorlardı, onu hatırlıyorum. şimdi ki durum nedir bilmiyorum. neyse refah'ın çok sağlam geleceği belliydi aslında çünkü 5 nisan kararları resmen milleti düzmüştü. özellikle esnaf ve orta kesimin üzerinden silindir gibi geçmişti. inanması zor ama bir gecede herşey %100 zamlanmıştı. o krizin etkileri halen devam ederken o meşhur iski skandalı patlat vermişti. dürüst sosyal demokratlar öyle bir vurgun yapmışlardı ki bir anda üzerlerine yapışıp kalacak yolsuzluk iddiaları ile boğuşur olmuşlardı. biz istanbulular ise susuzlukla boğuşuyorduk. çok iyi hatırlıyorum, beykoz'da ki evimizde sabahın beşinde kalkıp duş alıyoduk, su ancak o zaman akıyordu. sonra çöpler toplanmamaya başlamıştı. istanbul tam bir çöp şehir olmuştu. ne hikmetse bunlardan zerre bahsedilmemiş ama bu o kadar çok halkı etkiledi ki oy verenlerin büyük çoğunluğu, bu rezillikten kurtulmak için ve bunlar müslüman, daha az çalarlar diye tayyip erdoğan'a oy verdi. o zamanlar doğan medyasının muhtar bile olamaz diye başlık attığı ama belgesellerine bunlar hiç yaşanmamış gibi yansıtmadığı tayyip erdoğan, istanbul belediye başkanı olmuştu. işte tayyip'i tayyip yapan bence o ilk iki yılı idi belediyede. adamlar o kadar halkla iç içeydiler ki ilk icraatları hemen çöp ve su oldu. çöpler haftasında sokaklardan kaldırıldı. su sorunu da üç ayda çözüldü. sonraları shp'liler bizim yaptığımız tesisleri rte açtı dese de tayyip erdoğan çoktan halk arasında efsane olmuştu. sonrasında ki hapis olayı cilası oldu.
diğer taraftan refah partisi hiçbir zaman laikliğe ve demokrasiye inanan bir parti değildi. üniversitede ki refahçı eksende ki arkadaşların genel kanısı demokrasinin batı icadı, şeytani bir şey olduğu ve kemalist düzenin yıkılması gerekliliği idi ve bunu da onlar yapacaktı. hatta hiç unutmam mümkün değil, o zaman ki kız arkadaşım ile bir kafede otururken, kamyonetlerin arkasına doluşmuş, kafalarında refah bandanaları ile bir grup genç seçim öncesinde bizden oy toplamak için bağıracağına bize küfretmişti, el kol hareketleri de cabası. yani islam devrimi ilan ediyoruz dense sokakta milleti kesecek bir taban vardı, ama azdı ama çoktu önemli değil pek nihayetinde böyle bir taban vardı. fakat sezarın hakkı sezara, belgeselde bu durum ayrıntılı olarak işlenmiş gerçi, erbakan hiçbir zaman şiddetten yana olmadığı gibi bence gereğinden fazla altta aldı ve gereğinden fazla uzlaşmacı idi.
28 şubat'a en çok direnen ise tansu çiller olmuştur. en sert açıklamları o yapmıştır, doğan medya grubuna savaş açmıştır, yine bir demir leydi, meral akşener'i iç işleri bakanlığına getirterek, olası bir darbenin önlenmesi için her türlü istihbarat imkanlarını kullanmıştır. hatta belgeselde de bahsedilmiş eğer erbakan karşı çıkmasa dönemin kuvvet komutalarını görevden almayı kafasına koymuştu. garip bir siyasi kimliktir tansu çiller ama ayrı bir konu tabi bu.
belgeselde hemen hiç değinilmeyen konu ise özellikle doğan medya grubunun nasıl darbenin sesi ve silahı olduğu, o dönem ki attığı manşetler ile nasıl ülkeyi kaosa sürükledikleri idi. belgeselde neredeyse hepsi sütten çıkmış ak kaşık.
hatta birand kendine paye biçmiş ama asker birand'ın üstünü çizene kadar nasıl postal yaladığından hiç bahsetmemiş. neyse ki yazıları arşivde. bilgi çağı böyle bir şey işte.
bir başka noktada cemaatin tutumu idi. cemaat sanılanın aksine gerçektende refahtan zerre kadar haz etmiyordu ama tabanında refaha oy veren bir kesim hep vardı. 28 şubatın ilk dönemlerinde televizyonlarda refah tu kaka, biz ılımlı islamız pompalanmaya çalışıldı. ecevitte, cemaati destekliyordu. fakat, refahtan sonra sıra cemaate geldi ve birden aynı cenderenin içine cemaatte girdi. ondan sonra ileri demokrasinin yılmaz bekçileri oldular.
çiller ve yılmaz denen iki siyasetçi kadar tabanı aynı ama birbirinden nefret eden iki kişi daha gelmemiştir bu dünyaya. yılmaz'ın darbe olsun ve çiller al aşağı edilsin diye kedinin ciğere bakması gibi baktığı günlerdi o günler. sonradan, demirel sayesinde hükümeti kuran yılmaz, askeriyenin kendisini de yönettiğini fart etmiş ama iş işten çoktan geçmişti. asker, refahı bir merdiven olarak kullanmıştı, refaha basılıp, 1000 yıl sürecek bir veraset düzeni kurulması hedeflenmişti. işte benim o dönem solcu arkadaşlara anlatamadığım da bu idi. herkesin refah yüzünden gözü dönmüştü, kimse arka planda olup bitenlerle ilgilenmiyorlardı.
üniversitelere gençliğe hitabe asıldı yahu. halende asılı sanırım. ondan sonrada üniversitelerimiz neden bilim yuvası olmuyor diyoruz ama o dönemki sosyalist arkadaşlarım bile bunu garipsemediler. halende bunu normal bulan bir sürü zihniyet vardır. iş zaten bu noktada kontrolden çıktı. yahu lise sona kadar sen bu adama devlet ideolojisini vermişsin, bırak üniversite de serbest olsun, özgür olsun. özgür olmayan bir ruh nasıl yanilikçi ve çağdaş olabilir?
refah korkusunu birileri kullanıp nasıl ülkeyi gizliden gizliye yönetmeye başladığına, hangi ülkelerle nasıl anlaşmalar yapıldığına, içeride ne rantların döndüğüne kimse kulak asmadı o dönem. laik kesim refahtan gerçekten rahatsızdı ve onun yerine askerin gelmesine kafa olarak nasıl doğan medyası sayesinde hazırlandı, nasıl o kaset furyasına, fadime şahinlere herkes kandı kimse sorgulamadı sonrasında. askeriyenin laikliği nasıl demoklesin kılıcı gibi inancı sadece cumadan cumaya namaza gitmekte olanların üzerinde bile sallamaktan çekinmediğine kimse dikkat etmedi.
velhasıl 90larda çocuk değil bir yetiştin olduğum için 90ların o kaotik dönemini 80ler gibi tabu haline getirmek istenmesine acayip gülüyorum. 90lar bu ülke için tam bir kabustu, iyi ki bitti. yine millet şimdi kızıyor ama akp'nin bu kadar oy almasında halen 90ların o kaotik dönemi büyük rol oynar.