Bir gecikmişliğin mektubudur bu sana.
Bir geç kalınmışlığın kalıntıları...
Senden sonra içime batan ne kaldıysa yüreğime hediye,
Hepsi bitmiş bir aşkın kalın tığları...
Batıyor canıma,
... Canım cehenneme...
Sen...
Yüksek dağların eteklerine kurulmuş o köhne barınak!
Kaç göçebe aşka çatı oldu eteklerin,
Kaç tenden ter yağmurlu geceye sığınak?
Yüzünün en katı katmanı şimdi gülüşün,
Gülme,
Utanıyorum kendimden...
Korkuyorum,
Ve korkmalısın yapabileceğim şeylerden.
Aklına bile gelmeyen şeylerden mesulsün, bilemezsin.
En çokta, benden...
Bir narçiçeği açıyor avuçlarımda, kırmızı...
Avuçlarım yangın yeri,
Kor alev, kırmızı...
Çoktan adını bile unuttum,
Aldıracağım hayallerimden o doğmamış kızımızı!
Acıyor avuçlarım.
Ve açılıyor sonra,
Allahım affet...
Bedeninin en yumuşak yerinden öpmek isterdim seni,
Eğer,
Bu kadar derine saklamasaydın kalbini...
Geçmişe verebileceğim bir cevabım yok, üzgünüm.
Üzgün değilsin...
Değilsin, çünkü senin en büyük cevabın benim!
Sevdi diyeceksin,
;Hem de çok sevdi,
Bu yüzden gittim...
Allahım;
Beni öldür!
Failim meçhul olacak bu gidişle...
Ben yoklama kağıtlarına kendi adımı,
Üzerinde uyuduğum sıralara senin adını yazıyordum.
ikimizin adının yan yana olduğu tek yer,
Aynı otobüse aldığımız o çift kişilik tek biletti
Sen gelmezdin,
yok diye geçerdi adın aşkta.
Ben göğsümü gösterip işaret parmağımla,
burada derdim...
Acıydı,
Tahammülsüz...
Katlanacak gücüm yoktu, üzgündüm ve güçsüz.
Tam da burada,
Sağ omuzum bir karış solunda kopuyordu kıyamet sansürsüz.
Bir darağacı aklımda,
Karıncalar gezinirken alnımda.
Yalnızlık volta atarken,
Çıplakken sen sıcak bir banyodan sonra anadan doğma,
Sobeyken sağım solum aşka,
Saklanamıyorken körebe...
Çürümez denmiyordu...
Sen bana karışıyordun,
Ben de sana...
Öptükçe cinsiyetlerimizi değiştirir gibi inliyordu dudaklarımız.
sen, kadınım diyorsun,
ben, erkeğim...
Hala melekler kadar temiz ve güzelsin, aldım intikamını kendimden.
Sen kanadın diye,
Ben de kestim o gece bileklerimi...