film popüler kültür konuşmalarıyla başlar. bir masada oturan adamlar konuşur kendi hallerinde. konuşma aslında tarantino'nun dilidir bol argolu, küfürlü, popilist kültür sorgulamalı. masa başındaki konuşmalar çok ilgi çekicidir ve üstüne bir o kadarda iyi oyunculuklar eklenince sanki masanın bir köşesinde siz oturmuşsunuz ve sessizce dinliyormuşsunuz gibi hissedersiniz kendinizi. böyle değişik bir girişten sonra film başlar ama biraz değişik bir ilerliyişe sahiptir film. sinema o zaman tanışır tarantino'nun o değişik tarzıyla. akılda hep bir soru işareti, ne oluyor amk, ne yapacak diye sorularla seyirciyi filmde tutan tarzıyla. film yine kan, küfür, ilginç diyaloğlarıyla senaristin tarantino olduğunu belli ediyor. filmde geri dönüşler, olayların birbirleriyle bağlantılanmasıyla, yönetmenin tarantino olduğunu. film baştan sona hatta bittikten sonra dahi aklınızda kalan sorularla izleyicinin kafasında yer ediyor. tarantino'yu bu kadar övdükten sonra baştan sona mükemmel oyunculukların ise şüphesiz ki en büyük şansı tarantino'nun. üstelik bir oyuncuya yüklenmemiş rol, her oyuncu rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. özellikle harvey keitel yanına michael madsen, chris penn, lawrence tierney ve steve bescumi hepside işini iyi yapıyor ve ortaya türünün en iyi örneği çıkıyor. filmle ilgili tek sıkıntıysa belki tarantino'nun oyunculuğu.