saat 02:48. aralık pencereden esen ince rüzgar vardı. evet yavaştan sonbahara doğruydu mevsim. sıradan bir gün yine. akşama doğru uyanılmış, üç veya daha fazla duş alınmış. sigaralar içilmiş, zaman iyi kötü öldürülüp gece edilmiş yine. ebeveynlerin uyanmaması için yapılmış philips marka kulaklıklar kulakta. ne çalıyordu, ne dinliyordum hatırlamıyorum. ama yine farklı bir dünyadaydım, kulaklıklar kulağımda olduğu için. ve yine yaptığım en güzel şeyi yapıyordum, monitörle uzun uzun kesişiyordum. sorun yoktu o da mutluydu bende.
telefon çaldı birden, arayan oydu. elim ayağıma dolanmıştı, ne diyeceğini bilmiyordum çünkü, ne diyeceğimi de. açtım telefonu;
- alo ceyhun.
- efendim i̇rem. i̇yi misin sesin bi' tuhaf geldi ?
- değilim, dünya haddinden fazla dönüyor ve hepsi sensiz gerçekleşiyor. i̇çtim, içtik kuzenlerim falan. kustular batırdılar etrafı.
- ne söylemek istiyorsun açık konuşur musun?
- kötüyüm ceyhun, ilk defa pişmanım sana beni sevmen için izin vermediğim için. kaç yıl oldu yaşananları geçtim sana yaptığım onca kötülüğe rağmen hala seviyorsun beni. ben sana hiç söyleyemedim ama sen biliyordun, bende hala seni seviyorum.
kaç yıl geçmişti. birçok iyi kötü şeyler yaşanmıştı, neden şimdi neden şu anda. alkol mü söyleten yoksa alkol mü söyleyen içindekileri. ama mutlu olmuştum, hemde hiç olmadığım kadar. savaşta tek başına on kişi öldürmüş gibi mutlu oldum.
- bana bak şimdi yüzünü yıkaman lazım kendine gelmen lazım. banyoya doğru git telefon açık kalsın.
- tamam banyodayım. soğuk su hangi taraftan akıyordu ?
- sağ taraftan.
- oha sen hala hatırlıyorsun, her gece içiyorsun biliyorum ama hala hatırlıyorsun.
- bekle geliyorum.
çıktım evden elimde wolkswagen transporter anahtarı, ehliyetim yok. onu seviyorum ama artık takatim yok.bastım gaza yoldayım, babamın haberi yok. geldim evine her şey yerinde ama aklım yok. açtı kapıyı, her yer berbat.. sağda solda bardaklar, yarım kalmış rakı. kuzenleri sızmış, o ise zar zor ayakta. duşa soktum ıslanıp ayılması için, o duştan çıkana kadar mutfağı iyi kötü topladım.
- i̇yi misin ?
- evet çok iyiyim. ben bunları hak etmiyorum neden buradasın?
- soru sorma bana şu an cevap verecek akıl yok bende. hadi yatman lazım şimdi bende gideceğim toplayıp etrafı.
- caner sana söylediklerim..
- şşş, tamam daha sonra konuşuruz olur mu? senin uyuman lazım.
toparladım etrafı, temizledim her tarafı. her şey çok güzel oldu. ama o daha güzeldi, çok güzeldi, çok.. tam üstüne pikeyi çekerken aralandı gözleri. yarım yamalak kelimelerle;
- gitme kal burada, uyu yanımda.
- tamam gitmiyorum buradayım ben hadi uyu sen.
kaldım yanında sabaha kadar onu izledim. düşünmeye çalıştım ne olacak diye fakat olmuyordu, düşünemiyordum ona bakıyordum. bitirmişti beni, gözlerimin içine baktığında anlıyordu ölülerin neden yaşadığını. onundum, ama o hiç benim olmadı. o an yanıbaşımdaydı ama yine de aramızda tel örgüler vardı, tel örgüleri geçsem yara bere içinde, onun dikenleri vardı. ben vardım yara bere içinde olmaya ona giderken tüm mayınlara basmaya, kolumu bacağımı kaybetmeye. ama o istemedi, yanımdayken bile hasretim oldu. olmadı bir türlü, olmadı..
saate baktım 06:05. gitmem gerekiyordu, gitmek istemesemde, istemiyordum hayır, gittim. radyoyu açtım arabaya binince şu anki halimi anlatan bir şarkı çaldığını o an anladım. eve geldim, uyuyamadım. düşünürken sızmışım. hiçbir şey içmedim, fakat başım dönüyordu, bitmesin istiyordum o güzel his, bitti.
sabah uyanınca anladım telefon çalmadan önce dinlediğim şarkıyla, radyoda çalan şarkı birebir aynıydı. dört sene sonrasını anlatmaya çalışan zaman makinesi şarkı.. zeki müren - sen kimseyi sevemezsin.