"aslında 'derin' bir yapı yok ortada. devletin bütün kesimlerince paylaşılan bir ideoloji var. ancak, devleti kon. öylesine patolojik bir boyuta varmış ki. her yönüyle çürümesi, dejenere olması, kokuşması söz konusu. 'kafkaesk' bir durum bu. türkiye'deki büyük burjuvaziye bakılırsa, onlar memnun değil bu düzenden. işçi kesimi de -sınıf demeye dilim varmıyor- istemiyor. peki kim destekliyor bunları da ayakta duruyorlar? işte devletin sınıflardan bağımsız bir oluşum olduğunu buradan anlıyoruz. o organik bağ kurulmadığı sürece de bu yapı kolay kolay değişecek gibi gözükmüyor. marksist teori, devletin bir üstyapı kurumu olduğunu öğretmişti. güya altyapı devleti belirliyor, o da altyapıyı etkiliyordu. bu ülkede bu türden bir ilişki yok iki yapı arasında. bu durumun ab ile ilişkiler ilerledikçe rasyonelleşeceğini düşünüyorum. ekonomik gelişme, sınıfsal yapıların daha belirgin hale gelmesine yardımcı olacak, bu kesimler siyasete el koyacaklar diye umuyorum. ama elbette yolumuz uzun. çünkü karşımızda devlet gibi çok örgütlü, ordu gibi hem örgütlü hem silahlı gruplar, bunlara dayanarak 'siyaset' yapanlar var. bir de sanki onlar adına davranıyormuş gibi gözükenleri eklerseniz, işimiz iyice zor."