Yitik bir kişiliğin yitecek kelimeleri. Elde dursa ne yakılsa ne uzaklaştırılsa ne? Acı dolu gecelerin, günlerin, sitem dolu satırlara yüklenmesine mi hayranız? Acı çekmeye mi hayranız? Acıyı saklamaya mı? Neye hayranız bilemiyorum ancak bildiğim şey kelimelere dahi dökülse özlem hissinin hiç olmadığı kadar kalıcı olduğudur.
Özlemin verdiği acı, görüp de, duyup da ulaşamamak. Dokunamamak. Kaybetmiş bir kişiliğin kaybolacak satırlarını mı korumak? Varsın uzaklaşsınlar benden. Sahibi tarafından değer verilmeyen, önemsenmeyen, yakılmaya mahkûm edilmiş kelimelerin işaret ettiği anılar en azından bir ve son kereliğine kendini göstersin. Duyursun, okutsun ki, bu dünyadan göçmeden önce, en azından o güzide göç etmişlere atfedilsin. Sevdiklerine kavuşamadan göç eden, sevdiklerinin genç ölümlerine tanıklık ettikten sonra göç eden, kitapları basılmadığı için istekli göç eden, içkiden göç eden, acının yansıması içmekten ötürü, hayatı anlamaya çalışıp da kaderin uç noktalara attığı ve hayat dersi verdiği kişilikler hatırına, benzer şekilde son eserini en azından değer veren ya da verdiğini zannettiğim, ya da vereceğini zannettiğim ulaşılamayana ulaştırmak, benzer bir ölümden önceki yapılacak son adım olsa gerek. Sonrası malum. Ya manasız çıkan kelimelerin sahibi ağızdan son sözleri mırıldanarak, beş parasız, hiçbir şeyini götüremeden göç etmek, ya kafaya silah dayayarak göç etmek, ya asarak göç etmek, ya içerek göç etmek, ya da zehirle göç etmek. Sonrası yine malum. Ulaşılamayana ulaşılamamaktan doğan göç hareketinin ikinci döneminin başlangıcı.
Yine bekleyiş. Bu sefer ki sonsuz bekleyiş de olabilir. Katmanlar aşağı katmanlarda. Düşünemeyecek, buradaki gibi hissedemeyecek derecede acı çekerek, katmanlar aşağı katmanlarda. Değişir mi? Zaten kavuşulamamış olmak, dokunamamış olmak, görememiş olmak, hissedememiş olmak, bir kerecik de olsa anısı olmamak, katmanlar aşağı katmanlarda acı çekmenin buradaki versiyonu değil midir? Bundan daha acılı bir aşağıya inilebilinir mi? Değişmez sonum. Değişmez değişmediği gibi şu anım. Değişmez gideceğim yer. Ancak ne ecelimle, ne vaktimle beni bekleyen zahiri ışığa gidişatım var.
içimin ışığı söndükten sonra karanlığımı aydınlatacak başka bir ışık söz konusu olamaz. içimin ışığına kavuşamamak, ışığımın artık umudu alıp götürmesi ve geriye bir et yığını bırakması, ruhu öldürmesi sonucu kavuşacağım tek şey katmanlar aşağı katmanların bedeni ızdırabı olacaktır.
Evet.
Kayıp bir ruh sona yaklaşıyor. Kaybolmuşluğun verdiği yönsüzlük, zamansızlık ve direktifsizlik bile sona vardı nihayetinde.
Elimde kalacak olan yine bir kalemim ve acım olacak. Ancak bir dahaki sefere bu dünyada mı iş görecek ya da artık iş görecek mi, ruhun etten ayrılıp gitmesine kadar bir muamma olarak kalacak.
Evet.
Kayıp bir ruhun kavuşulamayana olan özlemi ile çekip gitmek. Acısını dindirmeye çalışmak ve şu son satırların o eşsiz gözlerle tanışacağını bilmek. Ben göremeyeceğim çünkü umut terk ederken son sözünü söyledi de terk etti. Dedi ki benden bu kadar. Işığımı aldı gitti. Bu gözler ışıksız ne görür, bu kulaklar sessiz ne duyar, bu hafıza anısız ne yaşar ve bu ruh sensiz ne de dayanır. Ben göremeyeceğim ama bir kereliğine şu satırlar değer görsün, senin gözlerini görerek. Onlara iyi bak. Belki bir gün onlar da dile gelip bana uğrayacak ve bakışlarının ne kadar eşsiz ve paha biçilemez olduğunu tasvir edecekler bir yerlerde, kaybolmuş olacak ya da katmanlar aşağı katmanlarda acı çekiyor olacak ruhuma.
Onlara iyi bak. Beni görür müsün onlarda bilemeyeceğim. Ben kelimelerim aracılığıyla seni hep gördüm, yine göreceğim. Son kez, seni seviyorum. Hoşça kal Beatrice'im. Hoşça kal Annabel Lee'im. Hoşça kal Rebuffel'im..