1.
Herkes bir tanıdık arar dünyada
beyaz birşeyler arar
ne kadar çıplak yüz bulursa
doldurur albümüne. Albümler ki,
bembeyaz görüntüler sağnağıdır: Uçururlar şapkamızı
şapkamız yoksa kalbimizi.
Hep nisan'ı bekledim ben: Delik deşik
bir ceket bırakarak geçtiğim
nar bahçeleri için söyliyeceğim
ne var! Bileyim.
Mavi yeleğime çarparak ölen kuşlardan
artakalan nedir bana! Bileyim.
Hangi trene elimi dokunsam
avucumda kentlerin soluğu.
Hangi ağaca sarılsam: Güz işgali...
Bir balerinin
küçücük ayakları gibi
sekiyor yağmur saçlarımda.
Hepiniz tanıdığım oldunuz bu şiirde.
Hazır olun ! Kırmızı bir gül'ün önünde
dağılacağız şimdi.
2.
Sabah ki, pantolonuma rüzgarlar akıtan
kızlarla öğretti bana
gökyüzüne bakmasını.
Tehlikeli dialoglarla karalanmış
bir mektup'tu
akşam yürüyüşlerim.
Maviydi o zamanlar, varyant'tan
bir kelebek gibi uçarak
Konak'a inen belediye otobüsleri
liseli kızlarla dolu
çorapları dizlerinin altında
birdenbire
biten.
Ve ben aşıktım her sabah
bir otobüs dolusu kız'a
cebimde sustalı gibi taşıdığım
bafra paketi
beyaz perde'sinde
açık hava sinemaların
olmuştum
bir
yelkenli.
3.
Herkes bir tanıdık arar dünyada
beyaz birşeyler arar. Kiminin
beklediği okyanuslardır. Kimi böcekleri, kırları, bıldırcınları bile tanımaz.
Bir karanfil nasıl taşınır dünyaya?
Papatya tarlaları ki,
kuş seslerine asılı sarışın casuslarıdır güz'ün.
Ve kuru bir denizdi
Akdeniz
Akdeniz olmadan önce
uzun bir öpücük oldu sonra.
Herkes bir tanıdık arar dünyada,
beyaz birşeyler arar. Kimse,
kimseye söylemez öldüğünü
Hiç kimse çıkarmaz ölünün şapkasını: Korkar!
Halk'sa gizler yüzünü,
çok konuşursa kafasının kesileceğini bilir: Susar!
Halk en çok alışveriş etmeyi sever pazarlarda
bando dinler,
düğünlerde oynar,
kuru fasulyeye ekmeğini banar,
turşu kurar, oy'unu kullanır
ve soğanı
avuçları arasında kırmaya bayılır.
Halk ! Esas duruştadır.
Halk ! Savaştırılır.
Ama siz savaşlarda tanışmayın
Bu şiirde tanışın.
4.
Çok uzaklardan geliyorum : Trenlerin
ve yıldızların arkasına asılarak : Geçtiğim her ağacı
son durağım sanarak. Yaylalarda,
yırtık bulutları oyuncak sanarak
oynayan çocukları
çocuğum sanarak...O çocuklar,
o çocuklar ! O kadar yalnızlar
o kadar yoksullar ki: Bir testi gibi
kırılıyor acılar ellerinde: Adı konmadı
daha o acıların.
Tuzlu ve esmer tenimle
Saplandığım hayat!
Hayatım ey! Arslanım
yakama iliştirdiğim yasadışı karanfiller
yetmiyor tanrıyı uyandırmaya.
Tanrı'nın gölgesi
hepimizden hızlı: insanın gölgesi yumuşacık
bir ekmek gibi kırabilirsiniz ortadan.
Tanık kalmadı büyük şiir'e.
Palyaçolar ve
suflörlerle dolup taşıyor kentler! IT
Oral seks,
aile boyu şiir antojileri,
chipsler kazandı. Puştluk
megahertzle ölçülüyor.
Merhaba! Sevgili küçük dünyamız
Merhaba! insanlar, böcekler, kuşlar ve tüm canlılar
Merhaba! Tabiat
Şiir tanıktır hepinize.
işte! Bakın kuş seslerine asılı
bir şatoda bekliyor bizi Güz
karıncalarla dudak dudağa.
Hem siz biliyor musunuz?
Neden kırmızıdır
karıncaların çükü? Neden
bir vazo gibi kırılıyor Sapanca gölü
bu şiire girince?
5.
Bakın! Bir kez daha söylüyorum: En yıldızlı
gecelerde bile
kimse kimseyi tanımıyor.
Boğazı kesilerek öldürülen
bir bebeği
ve annesini tanımıyorsunuz
Cezayir'de.
Ne kadar suskunsun ey şafak!
Yanılgılar seni,
daha ne kadar barındırır?
Unutma! Bir gün dönüp arkamıza
ad vereceğiz tüm cinayetlere.
Siyah lale'lerin açtığı deliklerden
yeryüzüne taşınıp
katillerini arayacaklar
ölüler.
6.
Çok uzaklardan geliyorum,
düşlerimizi ölçmekten yorgun
ufuk çizgisini
bir haç gibi taşıyarak sırtımda. Tenimdeki
taş ve kamçı yaraları
yetmiyor tanrı'yı uyandırmaya.
Yaşam ve ölüm
dudaklarını değiştirmiş
yeni dudaklar arıyor. Kim neyi biliyor?
Nehirden su içen kuşlar
bir aynadan su içtiklerini bilmiyorlar. bu konserve
kutusunu yırtarak fışkıran
tenor çığlıkları gibi
omuzlarıma konuyor
sürüldüğüm tüm renkler, kokular ve sesler...
Ağaç ağaç olduğunu bilmiyor
su su olduğunu
taş taş olduğunu.
Tabiat hiç bir zaman
Kendini tamamlamıyor,
akıp gidiyoruz
kurumuş bir nehir yatağından.
Hazırım! Artık uçurmaya
en çıplak saatlerini sabahın.
Sabah ki, değil midir
kırlarda yuvarlanıp giden
en güzel bomba? Değil midir,
dallarından dünyaya sarkan
en güzel mürdüm eriği?
Okyanuslar, balıklar
rüzgarlar ayarlıyor saat'i...
Eriyikler, soğuk metaller
bitki artıkları ve o büyük beyaz köpükten
damlayan biz!
Biz! Bir uçurtmayız
yıldızlara takılı. Yıldızlar ki,
bazı geceler gizlice yeryüzüne inip
en güzel kızları öperler
daha parlak görünmek için bize
Yıldızlar ne kadar parlak olsa
ne yüreğin acısı
ne şarkıların hüznü kesilir; Radyolardan
plaklardan fışkırır şarkılar;
"Bir öpücük vermezsen bana
Eyfel kulesinden aşağı
atarım
kendimi."
7.
Çok uzaklardan geliyorum
granitlerin içinden akan
ırmaklardan taşıdım sözcükleri...
Arkamda Route 66 ve Bagdat Cafe.
Herşeye ad geçirdim: Ev
ev olduğunu bilsin. Gelincik tarlaları
kıpkırmızı bir okyanus sanmasın kendini.
Ama ellerime
kanarya olmadıklarını anlatamadım.
Her şiirde melekler vardır; Beyaz kanatlarıyla
uçarlar sözcüklerin içinde.
En çok korktukları harf S dir; Çünkü karanlık
bir tünelde uçtuklarını sanırlar. O'yu
dans pisti sanıp
dans ederler üzerinde. i ise
evlerine
gitmek için kullandıkları
uzay otobüsü'dür.
8.
Herşeyi biraz öne çekebilirsiniz: Bir bulutu
bir serçeyi, bir ilçe'yi
kapınızın önüne çektiniz.
Dün gece Torosların
Atlantik'te bir koy ile seviştiğini gördünüz.
Çin pornografisi ile
Saatli Maarif takvimi'ni çarpıp
üzerine biraz da
Macar hüznü serperseniz
çıkarsınız en kısa yoldan Roma'ya.
Ama bu şiirden geçemezsiniz.
Çünkü herkes
bir şiir'den geçemez.
Bindiği her tramvaydan
Taksimde inemez. Buyurun! Gondolunuz
sizi bekliyor kanalda;
Liszt'in konserine davetlisiniz
Herşeyi biraz öne çekebilirsiniz. Fakat
kalbinizi asla ! Çünkü herkese
bir tek kalp dağıtılmıştır: Yerinden
oynatılmamak üzere. Akşam güneşinin
hüzmeleriyle yıkanan
beyaz da bir güvercin
konmuşsa yakanıza,
kalbiniz
olmuştur zaten
ya bir serseri ve sarı bir Tramvay Asterdam'da
ya da yemyeşil bir yayla Karadeniz'de.
Lütfen ! Not düşün defterinize
2000 yılından geçeceksiniz
çayınızı içerken.
9.
Çok uzaklardan geliyorum: Beyaz gömleğimin
bir yakasında
katledilmiş Karadeniz
öteki yakasında Route 66;
Jack Kerouac, J D Salinger
ve John Steinbeck'in özgürlük yolu.
Çatlayan tarlalarını terkeden
oklahamalı köylüleri kafilelerle taşıyan
tozlu yol; Yalnız şarkılarda kaldı adı;
Get your kicks on Route 66
Çöl kentleri; Bağdat,
Arizona, Oatman, Marianne Segebrecht
genç bir tornadonun içinden
uçurulmuşlardı gökyüzüne.
işte! Henüz kapatılmamış
bir motel; Blue Swallow
ve kapısı Cadillack olan
bir Cafe; üzerinde
tek bir cümle;
Sorry, we're open
Kaktüs Joe'nun lokantasında
yılanlı sandöviç yiyebilirsiniz.
Nat King Cole'yu dinleyebilirsiniz.
Route 66
Üzerinde Kerouac'ın şapkası
ve Cadillack ölüleri
otobüs bekliyor
Pasifik'in
önünde.
10.
Herkes bir tanıdık arar dünyada
beyaz bir şeyler arar...beyaz bir
kasaba belki,
deniz kıyısına bir pul gibi
yaptırılmış. Ufuk çizgisi,
iskelesinde,
bir elektrik teli gibi sarkan.
Uzun beyaz donlu adamlar
bir ayı gibi atlar denize.
Kadınlar, kocaman
plastik terliklerinin içinde
kaybolan çıplak ayaklarıyla
kendilerini ararlar durmadan.
Ne zaman şiir okunsa
kasaba yanıyor sanır köylüler.
En çok eczaneleri severler
kiloyla ilaç satın alırlar.
Bir kasabayı kötü inşaatlar, ucuz pazarlar,
yeni yapılan camiler
ve eczaneler tanımlar. Herkes
çok önemli görünmeye çalışarak
önemsiz biri olmak için yarışır.
Herkes herkese
aynı şeyi söyler. Bir kasaba’da
hiç kimse tanıdık aramaz:
Herkes herkesin
tanıdığıdır doğuştan.Fakat
kimse kimseyi tanımaz.
Kimse kimseye göstermez kalbini,
cebindeki çakıyı gösterir.
Bu yüzden
BiR KASABA'DA ASLA ŞiiR YAZILMAZ.
11.
Çok uzaklardan geliyorum. Bir meleğin
kanatlarını ödünç aldım VAN GÖLÜ'nün üzerinde uçmak için.
Kırmızı pelerinimi serdim yere
dans etmek için
dağların kraliçesiyle.
Ağzımın kıyısını bir göç haritası sanarak
konan güvercinlerle
taradım saçlarını. Her sözcüğü
senin dudaklarında ıslatarak
dizdim bu şiiri. Suçumuz buysa Kraliçem!
Savunmamız
senin
muhteşem güzelliğindir!
...
..
.