van gölü savunması

entry2 galeri
    ?.
  1. bu dünyada çok güzel şeyler var. özkan mert'in bu şiiri gibi...

    1.
    Herkes bir tanıdık arar dünyada
    beyaz birşeyler arar
    ne kadar çıplak yüz bulursa
    doldurur albümüne. Albümler ki,
    bembeyaz görüntüler sağnağıdır: Uçururlar şapkamızı
    şapkamız yoksa kalbimizi.
    Hep nisan'ı bekledim ben: Delik deşik
    bir ceket bırakarak geçtiğim
    nar bahçeleri için söyliyeceğim
    ne var! Bileyim.
    Mavi yeleğime çarparak ölen kuşlardan
    artakalan nedir bana! Bileyim.
    Hangi trene elimi dokunsam
    avucumda kentlerin soluğu.
    Hangi ağaca sarılsam: Güz işgali...
    Bir balerinin
    küçücük ayakları gibi
    sekiyor yağmur saçlarımda.
    Hepiniz tanıdığım oldunuz bu şiirde.
    Hazır olun ! Kırmızı bir gül'ün önünde
    dağılacağız şimdi.

    2.

    Sabah ki, pantolonuma rüzgarlar akıtan
    kızlarla öğretti bana
    gökyüzüne bakmasını.
    Tehlikeli dialoglarla karalanmış
    bir mektup'tu
    akşam yürüyüşlerim.
    Maviydi o zamanlar, varyant'tan
    bir kelebek gibi uçarak
    Konak'a inen belediye otobüsleri
    liseli kızlarla dolu
    çorapları dizlerinin altında
    birdenbire
    biten.
    Ve ben aşıktım her sabah
    bir otobüs dolusu kız'a
    cebimde sustalı gibi taşıdığım
    bafra paketi
    beyaz perde'sinde
    açık hava sinemaların
    olmuştum
    bir
    yelkenli.

    3.

    Herkes bir tanıdık arar dünyada
    beyaz birşeyler arar. Kiminin
    beklediği okyanuslardır. Kimi böcekleri, kırları, bıldırcınları bile tanımaz.
    Bir karanfil nasıl taşınır dünyaya?
    Papatya tarlaları ki,
    kuş seslerine asılı sarışın casuslarıdır güz'ün.
    Ve kuru bir denizdi
    Akdeniz
    Akdeniz olmadan önce
    uzun bir öpücük oldu sonra.
    Herkes bir tanıdık arar dünyada,
    beyaz birşeyler arar. Kimse,
    kimseye söylemez öldüğünü
    Hiç kimse çıkarmaz ölünün şapkasını: Korkar!
    Halk'sa gizler yüzünü,
    çok konuşursa kafasının kesileceğini bilir: Susar!
    Halk en çok alışveriş etmeyi sever pazarlarda
    bando dinler,
    düğünlerde oynar,
    kuru fasulyeye ekmeğini banar,
    turşu kurar, oy'unu kullanır
    ve soğanı
    avuçları arasında kırmaya bayılır.
    Halk ! Esas duruştadır.
    Halk ! Savaştırılır.
    Ama siz savaşlarda tanışmayın
    Bu şiirde tanışın.

    4.

    Çok uzaklardan geliyorum : Trenlerin
    ve yıldızların arkasına asılarak : Geçtiğim her ağacı
    son durağım sanarak. Yaylalarda,
    yırtık bulutları oyuncak sanarak
    oynayan çocukları
    çocuğum sanarak...O çocuklar,
    o çocuklar ! O kadar yalnızlar
    o kadar yoksullar ki: Bir testi gibi
    kırılıyor acılar ellerinde: Adı konmadı
    daha o acıların.
    Tuzlu ve esmer tenimle
    Saplandığım hayat!
    Hayatım ey! Arslanım
    yakama iliştirdiğim yasadışı karanfiller
    yetmiyor tanrıyı uyandırmaya.
    Tanrı'nın gölgesi
    hepimizden hızlı: insanın gölgesi yumuşacık
    bir ekmek gibi kırabilirsiniz ortadan.

    Tanık kalmadı büyük şiir'e.
    Palyaçolar ve
    suflörlerle dolup taşıyor kentler! IT
    Oral seks,
    aile boyu şiir antojileri,
    chipsler kazandı. Puştluk
    megahertzle ölçülüyor.

    Merhaba! Sevgili küçük dünyamız
    Merhaba! insanlar, böcekler, kuşlar ve tüm canlılar
    Merhaba! Tabiat
    Şiir tanıktır hepinize.
    işte! Bakın kuş seslerine asılı
    bir şatoda bekliyor bizi Güz
    karıncalarla dudak dudağa.
    Hem siz biliyor musunuz?
    Neden kırmızıdır
    karıncaların çükü? Neden
    bir vazo gibi kırılıyor Sapanca gölü
    bu şiire girince?

    5.

    Bakın! Bir kez daha söylüyorum: En yıldızlı
    gecelerde bile
    kimse kimseyi tanımıyor.
    Boğazı kesilerek öldürülen
    bir bebeği
    ve annesini tanımıyorsunuz
    Cezayir'de.
    Ne kadar suskunsun ey şafak!
    Yanılgılar seni,
    daha ne kadar barındırır?
    Unutma! Bir gün dönüp arkamıza
    ad vereceğiz tüm cinayetlere.
    Siyah lale'lerin açtığı deliklerden
    yeryüzüne taşınıp
    katillerini arayacaklar
    ölüler.

    6.

    Çok uzaklardan geliyorum,
    düşlerimizi ölçmekten yorgun
    ufuk çizgisini
    bir haç gibi taşıyarak sırtımda. Tenimdeki
    taş ve kamçı yaraları
    yetmiyor tanrı'yı uyandırmaya.
    Yaşam ve ölüm
    dudaklarını değiştirmiş
    yeni dudaklar arıyor. Kim neyi biliyor?
    Nehirden su içen kuşlar
    bir aynadan su içtiklerini bilmiyorlar. bu konserve
    kutusunu yırtarak fışkıran
    tenor çığlıkları gibi
    omuzlarıma konuyor
    sürüldüğüm tüm renkler, kokular ve sesler...
    Ağaç ağaç olduğunu bilmiyor
    su su olduğunu
    taş taş olduğunu.
    Tabiat hiç bir zaman
    Kendini tamamlamıyor,
    akıp gidiyoruz
    kurumuş bir nehir yatağından.
    Hazırım! Artık uçurmaya
    en çıplak saatlerini sabahın.
    Sabah ki, değil midir
    kırlarda yuvarlanıp giden
    en güzel bomba? Değil midir,
    dallarından dünyaya sarkan
    en güzel mürdüm eriği?

    Okyanuslar, balıklar
    rüzgarlar ayarlıyor saat'i...
    Eriyikler, soğuk metaller
    bitki artıkları ve o büyük beyaz köpükten
    damlayan biz!
    Biz! Bir uçurtmayız
    yıldızlara takılı. Yıldızlar ki,
    bazı geceler gizlice yeryüzüne inip
    en güzel kızları öperler
    daha parlak görünmek için bize
    Yıldızlar ne kadar parlak olsa
    ne yüreğin acısı
    ne şarkıların hüznü kesilir; Radyolardan
    plaklardan fışkırır şarkılar;

    "Bir öpücük vermezsen bana
    Eyfel kulesinden aşağı
    atarım
    kendimi."

    7.

    Çok uzaklardan geliyorum
    granitlerin içinden akan
    ırmaklardan taşıdım sözcükleri...
    Arkamda Route 66 ve Bagdat Cafe.
    Herşeye ad geçirdim: Ev
    ev olduğunu bilsin. Gelincik tarlaları
    kıpkırmızı bir okyanus sanmasın kendini.
    Ama ellerime
    kanarya olmadıklarını anlatamadım.
    Her şiirde melekler vardır; Beyaz kanatlarıyla
    uçarlar sözcüklerin içinde.
    En çok korktukları harf S dir; Çünkü karanlık
    bir tünelde uçtuklarını sanırlar. O'yu
    dans pisti sanıp
    dans ederler üzerinde. i ise
    evlerine
    gitmek için kullandıkları
    uzay otobüsü'dür.

    8.

    Herşeyi biraz öne çekebilirsiniz: Bir bulutu
    bir serçeyi, bir ilçe'yi
    kapınızın önüne çektiniz.
    Dün gece Torosların
    Atlantik'te bir koy ile seviştiğini gördünüz.
    Çin pornografisi ile
    Saatli Maarif takvimi'ni çarpıp
    üzerine biraz da
    Macar hüznü serperseniz
    çıkarsınız en kısa yoldan Roma'ya.
    Ama bu şiirden geçemezsiniz.
    Çünkü herkes
    bir şiir'den geçemez.
    Bindiği her tramvaydan
    Taksimde inemez. Buyurun! Gondolunuz
    sizi bekliyor kanalda;
    Liszt'in konserine davetlisiniz
    Herşeyi biraz öne çekebilirsiniz. Fakat
    kalbinizi asla ! Çünkü herkese
    bir tek kalp dağıtılmıştır: Yerinden
    oynatılmamak üzere. Akşam güneşinin
    hüzmeleriyle yıkanan
    beyaz da bir güvercin
    konmuşsa yakanıza,
    kalbiniz
    olmuştur zaten
    ya bir serseri ve sarı bir Tramvay Asterdam'da
    ya da yemyeşil bir yayla Karadeniz'de.

    Lütfen ! Not düşün defterinize
    2000 yılından geçeceksiniz
    çayınızı içerken.

    9.

    Çok uzaklardan geliyorum: Beyaz gömleğimin
    bir yakasında
    katledilmiş Karadeniz
    öteki yakasında Route 66;
    Jack Kerouac, J D Salinger
    ve John Steinbeck'in özgürlük yolu.
    Çatlayan tarlalarını terkeden
    oklahamalı köylüleri kafilelerle taşıyan
    tozlu yol; Yalnız şarkılarda kaldı adı;
    Get your kicks on Route 66
    Çöl kentleri; Bağdat,
    Arizona, Oatman, Marianne Segebrecht
    genç bir tornadonun içinden
    uçurulmuşlardı gökyüzüne.
    işte! Henüz kapatılmamış
    bir motel; Blue Swallow
    ve kapısı Cadillack olan
    bir Cafe; üzerinde
    tek bir cümle;
    Sorry, we're open
    Kaktüs Joe'nun lokantasında
    yılanlı sandöviç yiyebilirsiniz.
    Nat King Cole'yu dinleyebilirsiniz.

    Route 66
    Üzerinde Kerouac'ın şapkası
    ve Cadillack ölüleri
    otobüs bekliyor
    Pasifik'in
    önünde.

    10.

    Herkes bir tanıdık arar dünyada
    beyaz bir şeyler arar...beyaz bir
    kasaba belki,
    deniz kıyısına bir pul gibi
    yaptırılmış. Ufuk çizgisi,
    iskelesinde,
    bir elektrik teli gibi sarkan.
    Uzun beyaz donlu adamlar
    bir ayı gibi atlar denize.
    Kadınlar, kocaman
    plastik terliklerinin içinde
    kaybolan çıplak ayaklarıyla
    kendilerini ararlar durmadan.
    Ne zaman şiir okunsa
    kasaba yanıyor sanır köylüler.
    En çok eczaneleri severler
    kiloyla ilaç satın alırlar.

    Bir kasabayı kötü inşaatlar, ucuz pazarlar,
    yeni yapılan camiler
    ve eczaneler tanımlar. Herkes
    çok önemli görünmeye çalışarak
    önemsiz biri olmak için yarışır.
    Herkes herkese
    aynı şeyi söyler. Bir kasaba’da
    hiç kimse tanıdık aramaz:
    Herkes herkesin
    tanıdığıdır doğuştan.Fakat
    kimse kimseyi tanımaz.
    Kimse kimseye göstermez kalbini,
    cebindeki çakıyı gösterir.
    Bu yüzden
    BiR KASABA'DA ASLA ŞiiR YAZILMAZ.

    11.

    Çok uzaklardan geliyorum. Bir meleğin
    kanatlarını ödünç aldım
    VAN GÖLÜ'nün üzerinde uçmak için.
    Kırmızı pelerinimi serdim yere
    dans etmek için
    dağların kraliçesiyle.
    Ağzımın kıyısını bir göç haritası sanarak
    konan güvercinlerle
    taradım saçlarını. Her sözcüğü
    senin dudaklarında ıslatarak
    dizdim bu şiiri. Suçumuz buysa Kraliçem!
    Savunmamız
    senin
    muhteşem güzelliğindir!
    ...
    ..
    .
    1 ...