vaktinde birileri söylemiş osmanlıca heveslisi genç yazarlar için gerekeni;
"osmanlıca dediğin nedir ki, bir imla üzre gurbete
çıkmaktan gayrı"*
lakin kültürel kalkışmanın külliyen harcadığı mirastır. çoğu sözcüğü elbet ki gündelik hayat için elverişsiz bugün ama yazılı kültürden esirgenmemesi gereken bir zenginliği ve işlevselliği de var. dilde özleşme gerçekleşti de sanırsınız ki proust çevirilerine gücenip ısrarla halid ziya okuyan yığınlar var.
'feuerbach üzerine tezler'i kırk yıl evvelki baskılardan okuyup; soyut yerine mücerret, somut yerine de müşahhasla karşılaşmak şaşırtabilir, tadını kaçırabilir belki. master tezi için de yorucu olabilir hatta. ama günümüzde yazılan(üstelik modern şiirde ısrarlı bir şairin elinden çıkma) bir şiirde mücerretin soyuttan daha fazlasını ifade edişine hayran kalabilirsiniz. tonlamalarla farklılaşan üsluplarla dökünmüş köşe yazılarının renksizliğindense ölçülü bir harmanı benimseyen yazarlardan tad alabilirsiniz mesela bazen.
niyetten ayrı tutup bunu eskiyi özlemekle, osmanlı'ya ağıt yakmakla suçlamak da saflıktır.