içimiz nefret dolu, mutlu olmaya çalışmaktan çoğu zaman bunun farkında bile değiliz. Hatta çoğu kez ters bir olayla karşılaşınca ne kadar sinirlendiğimize ne kadar sert olduğumuza kendimizde hayret ederiz.
Çünkü bize adalet diye sunulan "hukuk düzeni" nin adil olmadığını hissediyoruz. Günümüzde toplum düzenine karşı çıkmanın cezası yoktur maliyeti vardır. Maliyeti göze aldığınız takdirde "suç" işlemek oldukça basittir.
Hukukun birinci görevi toplumun düzenini sağlamaktır. Bu durumda toplumun kendi içinde düzenini sağlayan adetlerle geleneklerle ters düşen yazılı hukuk kuralları düzen sağlamaktan öte toplumun kaosunun ana nedenidir. Çünkü toplum akıllarına işlemiş olan atalarının geleneklerine ters düşen bir kurallar bütünü içinde kendini bulur.
Çoğu kez suç size karşı işlenir fakat devlet sizi insan olarak değil vatandaş olarak kabul ettiği için bu suçu kendi üzerine alınır. Size sen onu cezalandıramazsın ben cezalandıracağım der.
Aşikar olduğu üzere verilen cezaların caydırıcı olmadığını çoğumuz biliyoruz.
Bu noktada akla gelen soru suç işlendikten sonra haftalarca aylarca düşünüp suçluyu bulmaya çalışmak mı yoksa suçu daha oluşmadan önleyecek bir hukuk düzenimi?
Bilgi beynimizde mevcuttur bize düşen küllerin üzerine üflemektir ama yinede alttaki o korun sıcaklığını hissediyoruz ve bu bugünkü algıladığımız dünyayla ters düşüyor, işte gerçeği hissetmek ama haykıramamak bizi hasta ediyor aynı şizofrenlerin gerçeğe daha yakın ama bizlerin algıladığı dünyaya daha uzak olmaları gibi.