almanyada her adimda basiniza gelecek bir olay oldugu icin siradanlasmistir gerci ama bazen hala bir saskinlik tebessümü de oturtmaktadir surata.
dil kursuna yeni baslanilan yillar, hocalar sürekli pratik yapmak gerektigini, günlük konusma sirasinda sürekli almanca kullanilmasi gerektigini vurgularlar habire. bir gün siniftaki türk ögrenciler toplanip düsseldorf'a gitmeye karar verirler. istasyonda inilir ama nehrin kenarina nasil gidilecegi bilinmedi icin yol sormaya karar verilir. etrafta türkce konusan o kadar cok insan sesi duyulmasina ragmen hocanin verdigi ögüt dogrultusunda etrafta yol sorulacak bir alman göze kestirilmeye calisilir. bir kac dakika sonra takim elbiseli, kravatli, elinde baston semsiyeli bir adam secilir ve hedefe yaklasilir.
- iyi günler. nehire nasil gidebiliriz? (en basitinden almanca sekliyle)
adam bakar karsisindakilere.
- türksünüz degil mi gencler? (türkce olarak haliyle)
- evet abi.
- e kasmayin o zaman canim, adam gibi türkce sorun.