hayal

entry257 galeri
    91.
  1. sikindirik ceketimi karlar bombalarken, mesudiyeli mesut gibi felçli adile naşit'in sıcak ayaklarına yüz sürmek gibi bir şey sanırım.

    çamlıca lisesi binasından olurken kafama çarpan hababam sınıfı sırası gibi demireden ağır öyle.

    sirke mi, yoksa limon mu diye tartışırken ölmek,
    ne bileyim, sikindirik bir salon-yeşilçam filminin iletkenliğinde,
    öyle arabesk bir senaryoda göçüp gitmek sanırım.

    ölenlere imrenmek sanırım en güzel hayal.

    bu benim dünyaya ilk gelişim,
    yıkarak saltanatını koca fatih’in.
    kundakla kefen arasında bir gün,
    "istanbul, istanbul..." deyişim.
    "merhaba kızkulesi", "merhaba eyüp sultan",
    kanlıca, şehremini merhaba...

    bir istanbul esiyor çocukluğumdan,
    ekşi bozalı, arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
    yuşa’dan mı okunur o ezanlar, hırka-i şerif’ten mi?
    komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.
    hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
    bir tarihi gömmüşler karacaahmet’inde üsküdar’ın,
    sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
    duyûn-u umumiye emeklisi faytonlar,

    hâlâ bir sonbahar acıbadem’de,
    cuma selamlıklarından beri saraylılar.
    merhaba beylerbeyi, merhaba sultanselim,
    merhaba iki gözüm istanbul’um, merhaba...
    aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
    sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
    kapalıçarşı bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
    ve boğaziçi’nde şirket-i hayriye duman duman..

    nerdesin o istanbul, nerdesin...
    hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
    mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
    büyükbabamın kuvay-ı milliye hikâyeleri.
    hani tahta tekerlekli arabalarım.
    hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

    gene bir başka istanbul’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
    beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
    açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
    istanbul’u taşırdı bakır siniler.
    sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
    sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
    haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

    hey yavrum hey...
    burunbahçe dalyanında istanbul’u çekerlerdi denizden,
    islatmadan...
    kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
    bütün uykularını koynuma alıp uyurdum istanbul’un.
    rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
    hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

    merhaba sultanahmet, yerebatan merhaba...
    merhaba iki gözüm istanbul’um merhaba,
    merhaba efendim,
    0 ...