yediğimiz yemeğin, içtiğimiz suyun bekçiliğini yapanların askerler olduğunu sanan arkadaşların üstlerine atlayıp tepelemek istediği insan türü.
yediğin yemek zehir, içtiğin su zehir. en basit gıda boyasından, en ağır aşılamalara kadar zehirle donatılmışsın. ölümün yüzde otuz, yüzde kırk kanserden veya dokusal bir hastalıktan olacak... oturduğun bina beşlerle, beş nokta bilmem kaçlarla yıkılmak üzere... bindiğin otobüs, uçtuğun uçak allahın her günü beynini öldürüyor. yalnız yaşıyorsan aç karnını, birileriyle birlikteysen aç karınları doyurmak için türlü şaklabanlıklar, anlamsız koşuşturmacalarla meşgul olmak zorundasın. kimse sana bi' şey vermemiş, hiçbir şeyin yok ve tekdüzeliğin yeniden-yaratımını üstlenen milyonlarca salaktan birisin vesaire vesaire...
neymiş? huzur ve güven içindeymişiz. hıhı, bence de.
bunu mu yapıyor ordu?
asker koruyor yani bizi?
ihalelerden ihalelere koşturmuş bir ordudan bahsediyoruz. bırak ülkeyi, kendisine hayrı olmayan bir ordudan bahsediyoruz. bize boktan farksız şeyler yediren kodamanların ekmeğine yağ süren, statükonun çividen dişlerini her gün iyice sağlamlaştıran, sistemi sabitlemekten başka bir iş görmeyen ordudan bahsediyoruz.
bırak allahını manitunu seversen.
ordu neyi korur? ordunun işlevi nedir?
hatta kolaydan gidelim...
ordu nedir?
bana bunun cevabını ver azizim. önemli olan bu nokta çünkü. ordu'dan ne anlıyorsun? bunu söyle, gerisi gelir...
halkını aşırılıktan, dış güçleri de içeri müdahale etmekten alıkoyan bir güvenlik birimi mi? güvenlik dediğiniz şey benim malımın yağmalanma veya canımın pkk tarafından alınma riskinin ilgasından mı ibaret? (kaldı ki bunu da başaramayan bir güvenlik örgütünden bahsediyoruz)
affedersin ama şeyini öpiyim, korumasın beni. korunmam gereken daha mühim şeyler var.