kaçtı biraz önce. kalıp, hayatında bir kez olsun dinlemedi kendi kalp atışını, nefesini
kız kulesine kendi gözünden bakamadı bir kez olsun. bir kez olsun, birine dokunmadan omzu, ayakta durmayı denemedi. yalnız uyumak zorunda kaldığı gecelerde, içip sızarak kaçtığı gibi yalnızlığından kaçtı şimdi.
çok sürmeyecek, biliyorum. sırf kurtulmak için sevmediği, dayanamadığı birine katlanmak zorunda kalacak, onun gibi olacak biraz, bir refleks gibi komik bulmadığı şeylere gülecek, sevmediği şeyleri yapacak, sevdiği şeylerden de uzaklaşacak. ve tekrar yalnızlık bulacak onu, cesareti varsa o gün, ayna karşısında savuracak kendine gün yüzü görmemiş küfürlerini.
bir kavga gibi görünse de aslında bu ilk tanışma, ilk el sıkışma, ilk öpüşme, ilk kucaklaşma. yıllar önce biten güçlü bir aşkın tekrarı gibi, işte o şiddetli sevişme bu. biraz acılı, sancılı, ifadesi zor bir duygu karmaşası. ama yaşanmalı bu, hayatta ilk kez tatmasak da, ikinci kez tatmalıyız, sevişmeliyiz onunla. işte o zaman değişiyor hayata bakışımız. biraz daha zorlaşıyor belki, biraz daha karışık, biraz daha acılı ama tutarlı ve yere sağlam basıyoruz. göremediklerimizi görmemizi sağlıyor yalnızlık, bakamadığımıza bakmamızı. kaçtıklarımızın peşine düşüyoruz bir süre sonra keyifle. çözmek değil, kendi yalnızlığımıza nedenler arıyoruz kovaladıklarımızın ardından. sonra herkesin umursamadıklarını umursamaya başlıyoruz. isyan bizi, dikenli yollara sokup, doğru yollara perperişan atıyor. kimse olmuyor o yollarda, yine yalnızlık, yine tek olma duygusu. ve şüpheler, neden kimse yok, doğru yol bu ise derken, dikenler batıyor ayağımıza, birinin kötü nefesi kokuyor, bir ten dokunuyor tenimize, ağızlarda iğrenç laflarla sevişip, kapı dışarı ediyoruz insanlıktan çıkmış o canlıyı. kapının kapanırken çıkardığı o ses, sanki kalbimizi bir neşterle ortadan ikiye bölüyor, nefesimiz kesik. sanki aşık olduk, sanki sevdik birini, keşke diyerek uzanıp yatağa, yalnızlıkla baş başa derin derin nefes almaya çalıştıkça, parça parça dökülüyoruz ayaklarımızın bastığı son yere.