bir süre daha oturup bir hışımla kalkıyor oturduğu yerden ve hızla uzaklaşıyor. ardından mutlu mutlu gülümsüyorum. ben de yalnızım oysa, tek başıma oturuyorum, bir yanımda istanbul var, kolumda çaresizliğime çare olmuş yalnızlığım, düşünüyorum. neden bu kadar ürkütücü yalnızlık ve biz neden bu kadar çok korkuyoruz kendimizle baş başa kalmaya?
sanki toplamamız gereken bir puan varmış gibi, heyecanlı heyecanlı hep birilerine kavuşma telaşı içerisindeyiz. yalnız uyuyamıyor, yalnız yemek yiyemiyoruz, eğlenemiyoruz bile yalnızken, gülemiyoruz.
yalnız doğuyoruz oysa, her şey tek başımıza o ilk nefesi alabilmekte. ağlayabilmekte tek başımıza, ilk acıyla, ilk yalnızlıkla
yalnız ölüyoruz oysa kalabalığın tüm müdahalesi yetersiz geliyor bir an, sonra hissetmiyoruz elimizi tutan eli, göğsümüzde ağlayan birini, işte yalnızlık bu. tek başımıza başlayıp tek başımıza bitirdiğimiz yarışın teması bu!
ondan kaçtıkça daha da zorlaşıyor hayatımız. çünkü hayat her zaman tek başına kaldığımız anlar çıkartıp duruyor karşımıza. küçük ipuçlarına benziyor bu anlar.
fısıldıyor kulağımıza bak bu bir şans, ister kalır kendini ararsın, ister gider kendinden kaçarsın.