son yaptığı zamlardan sonra yaptığı fevri hareketler/savunma ile ve buna benzer hataları son günlerde yapmasıyla gözümden iyice düşmüş başbakan. bundan sonra akp'ye oy vermeyeceğim. oy verecek başka bir parti elbet bulunur. ülkeye çok emeği geçti , ben oy verdim o iktidara geldi. karşılıklı hakkımızı helal ediyorum. eninde sonunda asıl dertlerimizin yani demokrat olabilmenin bitip yeni dönemde akp'nin gözden düşeceğini biliyorduk. normal bir demokraside akp'nin iktidara gelmesi zordur. ancak kısıtlı bir demokrasinin olduğu yerde en demokrat kaldılar. geçici olarak oy verdikse de artık diğer partilerde demokrasiyi az buçuk öğrenecektir. insanları belirli bir seviye demokratikleştirdi ama bundan sonra sınırlarına dayandılar.
son günlerde saçmaladığı konuları özetleyeyim. yapılan zamlara direk karşı değilim. ihtiyaç ise elbet yapılacaktır. ancak zam yaparken "az içsen ne olur" diye savunan birine ben kesinlikle oy veremem. başkasının yaşam tarzına müdahale eden biriyle demokratlık yan yana durmaz. başörtüsüne "takmayıversinler" diyen, imamhatiplilerin üniversiteye gitmesine engellenmesinde gitmeyiversinler" diyenlere ne yüzle karşı gelebilirsin? içki veya sigara içen birine içmeyiversinler diyen biri hele bu başbakansa oldukça tehlikelidir. birçok insanın örnek aldığı bir insan demokrasiden, insan haklarından böyle uzaklaşırsa sıradan insanlara demokratlığı nasıl öğreteceksin? birilerinin üstüne çok giderek eşitlik ilkesinden uzaklaşılıyor. sigara ve içkiye konan yüksek vergi oranları hiçbir şekilde savunulamaz. içki ve sigaradan daha çok adam öldüren yiyecek ve araç gereç sayabilirim. mesela arabalarla yaşanan kazalar çok fazla ölüme sebep oluyor. benzine öyle bir vergi koyalım ki insanlar arabalara binmeyiversinler ve kazalar azalsın, ölümler dursun. tuz kadar zaralı bir yiyecek yokur. sigara ve alkolden kat kat fazla adam ölfdürür. ama kimse tuza ek vergi koymaz. insanların az tuz kullanmasını sağlasan avrupadaki uzun yaşamın sırrına ulaşmış olursun. neyse fazla uzamaya gerek yok.
bdp'nin başörtüsü teklifine ise zerdüşt'ün benim meselemle ilgisi olmaz deyip kestirip atıyor. zaten bdp'nin müslümanlığı savunduğu yok ama birinin müslüman olup olmaması diğerlerinin özgürlüğü noktasında faydalı bir iş yapmasına engel değildir. denebilecek en güzel laf; şu an toplumu gerecek bir davranış olacağından geri adım attık denebilirdi. ama kibrine yenilip her şeye bahane uydurma çabasına girdi. gereksiz ve fevri bir cevap. umarım aklını başına alır. başkalarının yaptığını değil kendi yaptığını anlatır. yapamadığını da neden yapamadığını anlatır. başkalarını suçlamak en kolayı.
geçenlerde bir başka akp ileri geleni de sanırım hüseyin çelikti, suriye meselelerine yorumunu anlatırken chp'yi mezhep yakınlığı nedeniyle suriye'nin yanında olmakla suçlamıştı. çok ayıp. isterse insanlar mezhep yakınlığı olabilir. bunu siyasi kavgaya dönüştürmek yanlış. biri de çıkar siz suriye ile mezhep kavganız olduğundan mı cephe aldınız derse diyecek lafınız kalmaz. ben bekledim. birileri çıkar çelik'in bu sözünün yanlış olduğunu söyler diye. cılız bir sesle "yanlış" dediler ki ben bile akp'ye yakınlık duymama rağmen duyamadım.
akp'de insanları kategorilere sokup beğenmediklerinin hayat tarzına müdahale tarzında hareketlere başladı. ama bunun için ek bir organa ihtiyaç yok. bütün dünya'da temel bir kural var. haksız olduğun bir davayı kendin kendi isteğinle kaybetmeyi eninde sonunda becerirsin. örneğin şimdi kapitalizm kendi kendini yiyor. haklı olduğun davaları delice savunursun ama haksızlık yaptığında vicdanen bunu savunman zor olur.
tayyip erdoğan bu ülkede sağlık sektöründe çok güzel düzenlemeler yaptıysa bile yanlış yaptığı bir şey var. çoğunluğu, ezileni yanına almak için onların gözüne şirin gözükmek için insanları ezrsin. ama bir gün gelir insanlar bunu farkeder. sağlıkta yapılan iyi şeyler yanında doktorların tepesine binen pek çok yanlış uygulamalar getirildi. sandığınız gibi tam gün yasasından bahsetmeyeceğim. tam gün yasası aksak da olsa iyi sayılır. ancak performans diye birşey geldi ve bir doktor günde 150 hastaya bakmak zorunda. doktor her hastaya 3 dakika ayırsa 450 dakika yapar ki 8 saate yakın yapıyor. 3 dakikada bir hasta soyunup giyinemez. doktor 150 hastayı muayene eder. eder ama bundan hasta fayda görmez. insanları çok fazla zorlayıp vicdanlarda mahkum olmayacaksın. insanları vicdansızlaştırmayacaksın. şimdi uygulama ile hastalar yakında kan kusacaklar. bir çok insan ölecek veya derdine deva bulamayacak. doktorlar şimdiden hızlı çalışmanın çaresini buldular. hasta gelir gelmez ellerine gerekli gereksiz tahlilleri verip savuşturuyor. hasta tahlillerin sonucunu almak için sonra bir daha geliyor. bir daha ek birkaç tahlil isteniyor derken hasta gele gide ya kendiliğinden iyileşiyor veya hastalığı ilerleyip ölüp gidiyor. ücretsizken şimdi birde muayene ücreti koydular. 1-2 sefer adam gibi muayeneye gelse derdine derman bulacak hasta defalarca gelip gidiyor. doktor performansını tutturma derdinde hasta kimin umurunda. yakında hastalar bakacak ki her doktor gitmesi 5 liradan 10 kere gitmiş 50 lira ödemiş ama derdine derman bulamamış. bu sağlık sistemi laçkalaştı diye dert yanacak. edit; şimdi görüyoruz ki; vatandaş çareyi doktora şiddet uygulamakta buldu. hasta ile doktoru karşı karşıya getirmenin sorumlusu kim?