serdar turgut birkaç gün önceki köşe yazısında Alaattin çakıcı'nın Can dündar'ı tehdit etmesi mevzusunu bahane ederek can dündar hakkında gerçekçi olduğu kadar esprili bir yaklaşımda bulunmuş. sonuçta kendini aydın diye tanımlayan can dündar'ın da içinde bulunduğu kesimin toplumsal olayları tahlil etmedeki yetersizlikleriyle kendilerini konumlandırdıkları yeri kesinlikle haketmedikleri gerçeğini ortaya koyan ilginç bir yazı olmuş...
memlekette kendilerine 'aydın' denilen insanlar halktan hayli kopuktur. Onlara dostça bir tavsiyem olacak: Bu memlekette her şey net ve tekdüzedir. Öyle empati, sinerji gibi karmaşık ilişkiler içeren şeylere yer yoktur. Sadece aslında zararsız olan bazı yazarlar bu gerçeği göremez ve onlar olmayanı varmış gibi zannedip anlamsız yazılar yazmayı sürdürür. Can Dündar, bu ekolün tipik temsilcilerinden birisidir. Can Dündar, toplumda var olmayan hislerin sözcüsüdür. Onun lafları, yazıları, ses tonu insanı bayabilir. Bayılanlardan bir tanesi de Alaattin Çakıcı olmalı ki, toplumda empatiyi en iyi kavrayan insanlardan birisi olduğunu gösterdi ve Dündar'a bir mektup yazarak, 'senin aklını başına almanı istirham ediyorum' mealinde bir şeyler söyledi.
Alaattin Çakıcı'nın bu kadar ince ve nazik olmaya çalışması hayli ürkütücü ve bana sorarsanız Hannibal Lecter'in karşısında duran kadına 'ben diyetteyim' diye konuşmasına benziyor. Dündar'ın, televizyonda ve yazılarında uzun süredir ağlamadığından dolayı bayağı empatilenmiş olduğunu zannediyorum.