yağış azaldı, hava parça parça açılmaya başlarken, öğle molasına çıkanlar doldurmaya başladı sahili.
tek tek baktım yüzlerine, çoğu bir zevkin ürünüydü, bazıları ise planlı projeli düşünülmüştü. kimi grupla gülüyor, eğleniyor, kimi tek başına oturuyordu. kimi uzun saçlıydı, kimi kel kimi göbeğini saklıyordu kızlardan, kimi mini eteklerinden taşan bacaklarını elleriyle örtmeye çalışarak ilgi çekiyordu. kimi çözmüştü sanki hayatın anlamını, ıslak bir bankın üzerinde umursamazca yatıyordu, ıslak ayakkabıları nöbet bekliyordu sanki başucunda.
bir yudum daha alıp çayımdan devam ettim seyretmeye.
yan masada gürültücü bir grup vardı. kel kafalı göbekli biri sürekli bir şeyler anlatıyor, hep beraber gülüyorlardı. gözümün ucuyla seyrettim, dinlemedim sadece seyrettim!
kulaklığımı takıp gentle waves açtım, seyrettim onları, sadece seyrettim. gürültülerinden arındırdım hepsini, sessiz ve hareketli birer et yığınına dönüştüler. öylesine eğleniyorlardı ki, dakikalarca onlardan kaçırmadığım gözlerimi bile fark etmediler.
bulutlar geçiyordu üzerimden, bir tankerin dalgaları yeni ulaşıyordu sahile.
yalnızlık dedim, sen varken ben asla yalnız kalmam!
grup dağılmaya başladı, hatta herkes gitti, bir o kaldı. hiç konuşmuyordu şimdi, çayından bir yudum aldı ve daldı gitti kız kulesinin yalnızlığına. yüzünden düşüp paramparça oldu kahkahalar. işte o an fark etti ona baktığımı. gülümsedim, başımla selam verip. kayıp ifadelerinde kaybolup gitti, çevirdi başını boğazın en ıssız noktasına.
işte benim gibisin şimdi dedim kendi kendime, bir yudum daha çay aldım. neler geçiyordu acaba şimdi kafasından. kimi düşünüyordu, neydi yanlış yaptığı, neyin cezasıydı bu yalnızlık, neyin ödülü?