kırık kitap

entry29 galeri
    17.
  1. fındıklı…

    çok seviyorum burayı. solumda boğaz köprüsü, karşımda kız kulesi, sağımda da mimar sinan üniversitesi.

    yeni bir yılın ilk gününde yalnızlıktan erkenden uyumuş, erkenden uyanmış ve bu köprüye koşmuştum. işte bir kez daha şükrediyordum tanrıma, sislere gömülmüş anadolu yakasının el sallayan haylaz çocuğuydu o ve ben onun en güzel fotoğraflarını çekmiştim o gün. sıcak yataklarında uyuyanlar o sabahı göremediler.

    kız kulesi’nin çok daha farklı bir hikayesi vardı. klasiği aşamamış düşüncemle ben, sevgilimle ilk yemeğimizi hep orada yemeyi düşündüm. olmadı. kuleyle ilgili öğrendiğim tüm mitolojik hikayeleri hep unuttum ve biz hep evde yedik ilk yemeğimizi sevişmenin ardından.

    ve mimar sinan, çocuk aklıma girip kopardılar beni oradan. arkeoloji istiyorum dediğimde, beni bir amele olarak gördüler ya ona yanıyorum. oysa ben o kadar da sabırlıydım, uğraşırdım küçük bir heykeli tekrar güneşe kavuşturabilmek için. bu lanet ömrü tüketebilmek için çok daha acısız olurdu bu. dışımın kirliliğini görür, belki bu kadar üstüne düşmezdim içimin kirliliğinin. saçımı sakalımı bu kadar dert etmez, bir taşa aşık olur, sessizliğinde ve hep aynı yüz ifadesinde mutlu olurdum.

    gariptir buranın insanları, gelip gezenlere farklı anlamlar yüklerim oturduğum yerden. sanki onları buraya getiren bir son var, boğazın soğuk sularında kaybolup gitmek istediklerini düşünürüm. çünkü ben ne zaman kaybolup gitmek istesem hep buraya gelirim. şimdi de buradayım, kaybolup gitsem ya. kimse de gelmese ardımdan ve alkışlasalar “kurtardı kendini” diyerek. yapmazlar, sadece acıya dokunur onlar, beni denizden çıkartırlar “neyin var, neden yaptın” derler. ben de gülümserim bir şey anlatmadan “denizi çok seviyorum” derim.

    sanki benim yaptığımı çok saçma buluyormuş gibi içlerinden geçirirler “deli midir nedir?” diye. öylesine korkarlar ki kendileriyle konuşmaya, bu nedenle yalnızlıklarının ağzına kalabalıklar doldurup sustururlar, öldürmeye çalışırlar onu. deli gibi çalışırlar, yorgunluktan düşünemeyecek kadar çok çalışırlar hem de. yatağa yığılıp kalırlar, yalnızlıktan kaçarlar akıllarınca, ama yalnızlık hep yakalar, bir sabah akşamdan yığılıp kalan cüsse uyanamaz sabaha. yutulan tüm kalabalıklar kusulur, cesedinize omuz verenlerin üzerine.
    0 ...