sabah erkenden uyandım alkolün uykusuzluğuyla. aşkın garip halleri içinde kahvaltı hazırlamalıyım dediğimi hatırlıyorum. usulca, onu rahatsız etmeden kalktım yataktan.
çayı koydum, ekmekleri kızartırken giyinmiş bir şekilde yanıma geldi.
-gidiyorum ben.
-kahvaltı yapalım öyle git.
-aç değilim ve gitmek istiyorum, hoşça kal.
gitme demem neye yarardı ki, gidecekti benimle yahut bensiz. hızla üstüme bir şeyler geçirdim ve yanına geldim.
-neden geliyorsun benimle?
-zaten geç olmuş ben de çıkayım artık evden.
gerçekleri söyleyemesem de, o neden gelmek istediğimi elbette biliyordu. evden çıkıp yürümeye başladık. halen alkolün etkisindeydi ve yalpalıyordu. o her yalpaladığında ben, onu tutmaya çalışıyordum, o da her seferine biraz daha uzaklaşıyordu benden. neredeyse iki yapancı gibi yürüyorduk artık, kaldırımın bir ucunda o, diğer ucunda ben.