- ben bu hafta sonra gidiyorum, görüşelim mi?
- olur görüşelim, daha önce de planlamıştık ama olmadı, bu kez görüşelim.
- tamam mekanı sen ayarla, şarap içeriz.
- pek ortam insanı sayılmam, senin bildiğin bir yer var mı?
- maalesef yok, buluşalım neresi uyarsa oraya gideriz?
- tamam, neden olmasın.
buna benzer bir diyalog ile başladı bitişin başlangıcı. alkım, kör gözlerimi su ile silip açmaya çalışsa da nafile, onu hep istemiştim ve istiyordum. kim engelleyebilirdi ki ona gidişi mi, belki sadece ölüm.
ölmedim ve oradaydım o gün.
işte geliyor karşıdan, saçlarıyla sevişiyor rüzgar, gözlerinde yemyeşil bir dünya, yürüyüşünde başka bir şey var, anlatamam, işte geliyor karşıdan.
bu onu ilk görüşüm, beline usulca dokunup, çaktırmadan koklayarak öpüyorum yanağından.
yüzüme bakamıyor, ben bakınca da "n'olur bakma utanıyorum" diyor gerçekten utanarak.
yürüyoruz...
bir süre sonra, bir yere oturup bira istiyoruz garsondan.