bazen kendinizi o kalabalığın içinde yalnız hissedersiniz. nereye gidiyor ne yapıyor bu insanlar diye düşünürsünüz.
köşe başında takım elbiseli iki adamı merdivende oturmuş sandvich yerken görür ve şaşırırsınız.
inanılmaz sade ama tarz giyinen kadınlara bakıp vay dersiniz.
metroların yoğunluktan dolayı kapılarını kapattığına şahit olup yok artık diye düşünürsünüz.
kırmızı kırmızı telefon klübeleri ve otobüsleri görüp çok şık yahu diye imrenirsiniz. hele ki hala eski o binalar. sırf o binalara içiniz gider.
yağmuru, gri puslu havası şanındandır.
hani ajda pekkan'ın şarkısında der ya "ağlarken içim güldü gözlerim" diye, işte londra tam da budur. o çok canlı ve şımarık görüntüsünün altında derin bir hüzün yatar.