buna edebiyatı da dahil edebiliriz rahatlıkla, elime mi yapışır, dahil ettim bile. burada saymakla bitmeyecek avantajlardır bunlar. eseriniz ne kadar boktan olursa olsun asla üzerinde durulmaz hatta ne olduğuna bakılmaz bile. örneğin herkes eylül dendiğinde pavlov'un köpeğinin ağzına salya hücum etmesi neviinden bir uyarılmayla "ilk psikolojik roman" deme ihtiyacı hisseder. tamam anladık ilk psikolojik roman da ne anlatıyo, neden bahsediyo, hoş mu, akıcı mı, niye yazılmış, bok mu varmış... bu sorular hiçkimsenin umrunda olmaz. amına koyiyim yaz işte 2-3 yüz sayfalık bir şey... nasıl olsa ilksin, hatırlanman, önemli bir yere sahip olman için yeterli bu! ha keza araba sevdası... bu da ilk realist roman mesela... ama sorsan yazarının recaizade mahmut ekrem gibi inanılmaz akıcı bir isme sahip olması dışında derinlemesine bir bilgisi olan lise mezunu çok azdır...
sadece isimlerinden bazı tahminler yürütebiliyorum şu aşamadaki bilgilerimle... mesela eylül... sağdıcım kitabın ismi kendini ele veriyor zati: eylül. böyle işte sonbahar gelmiş, kasvetli bir ortam, okullar açılmış öğrenciler daha okula alışamamış, okul binalarında tadilat var ve ortalık boya tiner karışımı zamanla alışılan kokudan geçilmiyor, sınıflar da sabah bile sanki her an akşam ezanı okunacakmış gibi bir karanlık, bir pus hakim, yapraklar dökülmüş kurumuş, herkesin eve gelince başı ağrımada, günlerin kısalmasının getirdiği hüzün galebe çalmış neşeye eserde... bir de aşk meşk sıkıştır bu ortama, al sana pip psikolojik roman... daha ne amınakoyiyim!
öte yandan araba sevdası... şimdi bi adam var. arabaları çok seviyor. cem yılmaz gibi lüks ve spor araba koleksiyonu yapma hayalleri var. gel gelelim ne parası ne de gelecek vaaden bir yeteneği var. bu durumda realist olmak zorunda... o düşlediği koleksiyonu sittin sene yapamaz... araba sevdasından bir an önce vazgeçip adam gibi endüstri meslek lisesine kaydını yaptırmak durumunda. yoksa pederden yalazayı yemesi an meselesi. bence bu da böyle bir şeydir heralde. gayet realist, gayet melodramatik, gayet roman işte daha ne amunum!