Toplumumuzda psikoterapi kültürü henüz daha tam olarak yerleşmediğinden, psikoterapist denilince hemen akla öğüt veren, sizin yerinize kararlar alan yada yaşamınızdaki kişileri düzeltmeniz için hazır öneriler dağıtan birisi anlaşılıyor.
Örneğin sorununu yazan bazı danışanlarım maillerinin sonuna şu cümleyi ekliyorlar''Ne yapmam lazım''
Genellikle bu tür sorulara verdiğim standart bir cevap ''Eğer aşamıyorsanız bir uzmana görünün'' Bu şekilde cevap vermemin nedeni netten psikoterapi yapılmasının imkansız oluşudur.
Sanılanın aksine psikoterapistler öğüt vermezler. Yaşamınızdaki olayları, kişileri düzeltmek gibi bir amaçları da yoktur. Psikoterapistin görevi yaşamınızın böyle karmaşık bir kördüğüme dönüşmesine neden olan hatalı kişilik örüntüsünü veya bilişsel yapıyı bulmak ve bunu size fark ettirerek yaşamınızda olumlu yönde kalıcı bir değişim başlatmanıza yardımcı olmaktır.
Psikoterapide danışanın anlattığı yaşadığı olayın önemi yoktur. Terapist anlatılan olaylardan ziyade, bu olayların danışan üzerindeki yansımalarıyla ilgilenir.Çünkü psikoterapi olaylarla değil olayların danışan üzerindeki duygusal ,bilişsel yada dinamik yansımaları ile ilgilenir.
Başka bir deyişle psikoterapide karşılıklı sıcak bir etkileşim gerekliklidir. Kelimelerin ötesinde kişilerin o kelimelere yüklediği duygular, anlam önemlidir.
Bir örnekle açıklamak gerekirse sevgilisinden ayrılmış bir danışan bize bu bilgiyi netten gönderdiğinde, biz onun sevgilisinden ayrıldığı bilgisini alırız. Ancak bu anlatım sırasındaki jest, mimik ve duyguları netten yazılan kelimelerden anlamak imkansızdır.Sanal alemin, sanal bir sohbetinden öteye gidemez yapılan konuşmalar.
Psikoterapiye dair bir başka yanlış anlaşılmada psikoterapinin insanları rahatlatan dinlendiren sonunda da terapistin ''sen aslansın yaparsın'' dediği bir süreç olduğu yolundaki inançtır.
Evet,terapi sonunda kişi böyle bir sonuca ulaşacaktır, ancak danışanı bu sonuca taşıyacak psikoterapi süreci, dikenli bir yol acı bir süreçtir. Yüzleşilmesi gereken bazı gerçekler vardır. Bugüne kadar hep kaçılmış, ihmal edilmiş, yok sayılmıştır bu gerçekler. Psikoterapi sürecinde ise belki de ilk kez danışan bu gerçeklerle yüzleşecek. Bu güne kadar söz hakkı tanımadığı duygularına kulak verecektir.Bu çok kolay gibi gözükse de sancılı bir süreçtir. Çünkü danışanın bu güne kadar ihmal ettiği duyguları bu güne kadar ihmal edilmenin hırçınlığı ile bilince yükseleceklerdir.
Danışan bu süreci terapistin desteği ile atlatabilir.Rahatlama ve yaşamının olumlu yönde değişmesi ise bundan sonra başlayacak bir süreçtir. Böyle bir sürecin sonunda danışan kendisini sadece iyi hissetmekle kalmaz. Yaşamında köklü değişikler başarmanın verdiği haklı gururu da yaşar.
ANALiTiK PSiKOTERAPi
Psikoterapilerin dayandığı üç temel ayak vardır.
Bunlardan birincisi evrensel teorik düzeydeki bilgilerdir. Bunlar dünyanın değişik yerlerinde değerli bilim insanları tarafından gerçekleştirilen, kaynaklara girmiş araştırmalardır. Bu araştırmalara rahatça ulaşılabilir.
ikincisi ise kültürel kodlarımızdır. Bu, evrensel bilgileri yaşadığımız topluma hatta toplum içerisindeki farklı sosyo- kültürel gruplara yedirmek suretiyle ortaya çıkar. Teorik düzeyde kitaplara girmiş bilgiler, eğer kültürel kodlarımızla yoğrulmamışsa, buna terapi demek mümkün değildir. Çünkü analitik yönelimli psikoterapilerde amaç kişide duygusal dalgalanmalar, heyecanlar yaratacak metaforların bulunması ve bunların işlenmesidir. insanlardaki kan bağı arttıkça bu metaforlardaki ortaklıkların da arttığı gözlemlenir.
Örn. kardeşler arasında bu metaforlar nerdeyse aynı iken kuzenlere bakıldığında bu ortaklığın azaldığını görürüz. Başka bir milletten birinde ise bu benzer metaforlar iyice azalır. Ancak bu az sayıdaki metafor, biz dünyanın neresine gidersek gidelim karşımıza çıkar ve hep aynı anlamları ifade eder. Bunlar evrensel sembollerdir. (Güneş, ay, 4 lü mandalalar vb.)
Psikoterapinin dayandığı üçüncü ayak ise psikoteraspistin kişiliğidir. Evrensel teorik düzlemdeki bilgileri kültürel kodlarla yoğuran terapist, bu bilgileri kendi kişilik özelliklerinede yedirmek zorundadır. Bu terapistin de kendini tanıma ve anlama süreci içerisine girmesini gerektirir.
Analitik yönelimli psikoterapinin en öneli özelliği dayandığı sağlam bir dünya görüşü, felsefe anlayışı ve insana bakışının olmasıdır. insanı doğadan kopuk bağımsız bir nesne olarak ele almaz biyolojik, kültürel, psikolojik bir evrimin sonucu olarak görür.
Psikoterapiler içerisinde insanı metaforik düzlemde derinliğine anlama çabasıdır analitik psikoterapi. Baştan kabulleri ve doğmaları reddederken, hiçbirisini inkar etmezl.Metaforlar her ne kadar teraziye gelmese de , Jung'un geliştirdiği tekniklerle sınırlıda olsa anlaşılabilmiştir. (Rüya analizleri,hipnoz, kelime çağrışım, kültürel projeksiyonlar)
Sağlık ve sevgi sizlerle olsun...