ömür sıfatını niteliyen şey nedir ki? boşuna bir koşuşturma, yanlızlığın paslandırdığı toz pembe hayaller.. Belki bir gün o hiç göremediğin bozkırlarda yaşayamadığın çocukluğunu geçireceksin. Neşe içinde huzur ile el ele. Hayatın gizemli akşına bir alabora misali kaptırıyorsun kendini. Düşünüyorsun, herşeyi düşünüyorsun. O ilk aşkını, hissetdiğin o ölümsüz sandığın eşi benzeri olmayan o duyguyu. Birden özlediğin herşey aklına geliyor. Tanıdıklarını ve sahip olmak isteyipte sahip olamadığın şeylerin o buruk özlemi. Aniden dudakların titren. Gözünü bile kırpamadan yine geliyor o duygu, özlem. Hayata devam (edebilme) etme özlemi. Rahatça yiyip içebildiğin o günler aklında, çıkmaz hiç onlar. Vücudun tekrar soğuk. Soğukluk hissinin yok olmasını bekliyorsun. Ellerin, kolların kaşınıyor ama aldırmıyorsun. Onca yıldır sana yapılan haksızlıklar geliyor aklına. Ne kadar da kin ve nefret biriktirmişsin öyle, farkında bile değilmişsin. Kişiliğin yıllar geçtikçe çamur gibi sertleşiyor. Farkında bile olmadan sen.. Uyuymuşlar seni, boş rüyalara kapılıp yok olmaya doğru gidiyorsun. Içerliyorsun bunu uyutulduğunu anlamak acıtıyor biraz. Sinsice, hain bir şekilde. Ayakta durmaya çalışıyorsun, bunları düşündükçe birden sızlamaya başlıyor seni yıllarca taşımış olan o ayakların. Bi ovuyorsun onları, sanki o an sahip olduğun en değerli şey onlarmış gibi. çevredekilerin pis gülüşleri daima aklındaymış meğer.. Duymaya alışdığın o cici iltifatlar kulaklarında çınlıyor. köpek gibi koşuşturmuşun yıllarca, yanlızca bir ev uğruna. Tek bir ev ha, öyle aham şaham bir şey de değil. Gecenin zifiri soğuğu o karton vari evin içine doluyor. Sen en iyisi bir sıcak demli bir çay iç şimdi. Berrak, kırmızı idi o çay. Peşinde koşuşturduğun o hayaller sürüklüyor seni; toz, toprağın içinde. Sanki kafanı bir su dolu kovaya sokup çıkartmışın gibi nefes nefese kalıyorsun. Silkelenmekten sonra yapdığın şey zayıf noktalarını gözden geçirmek oluyor. Bunu düşündükçe dahada zayıflaşıyorsun. Bu güçsüzlüğünü fark ettikten sonra senden daha aciz olan birine hırlamak, havlamak ve saldırmak istiyorsun. Tırnaklarını ğöğüslerine saplayıp tırmalıyorsun kendini. Kanadı işte, yaraladın kendini. Yetmedi.. Somut bir biçimde daha güçsüz birine saldırman gerekiyor. Dönüp dolanıp birilerini arıyorsun. Elaleme baktın ama hepsi o kadar masum ki, güçsüz olduklarını bile bile bişey yapmadın. En yakınların artın sana avlık tavşan gibi geliyor. Onlar mutlu mesut bir biçimde yaşıyorken, sen dört duvar arasında ğöğüsünü o zifiri soğuğa siper ederek çayını yudumlamaya çalışıyorsun. Bu esnada gözlerin büyüyor. Içinde: kin, nefret ve ayriyetten şiddet varken kuzu kuzu oturuyorsun. Bunları düşünüyorken o koyu kahverengi sandalyeninin götünü ne kadar acıtdığını fark ediyorsun.