bir ay boyunca staj nedeniyle istanbul'da kalan bünyenin adımını attığı andan itibaren hayata bakışını değiştiren toplu taşıma aracıdır. şöyle ki, istanbul'un bütün karmaşasını, para kazanmanın tamamen sizin girişkenliğinize bağlı olduğunu bir kez daha gözler önüne serer. gelelim gözlemlere:
minibüsçüler hızlı gider, bunu herkes biliyor. limitlerde yaşamayı sevdiklerinden ya da bekleyen yolcuları ben alayım kafasından mıdır bilinmez, olabilecek en yüksek hızda kullanırlar. 20 metrelik mesafede 60 km hıza çıkıp bir anda durabilirler, ayakta kalan yolcular için bu bilgi hayati önem taşır.
sürekli korna çalarlar, ben buna artık kornayı spamlamak diyorum. çimleri sulayan belediye çalışanı bile potansiyel yolcudur, belki korna çalan minibüsü gördüğünde/duyduğunda bir anda kadıköy'e gidesi gelecektir. ayrıca sokak aralarından gelen insanları görüp umarsızca onların caddeye çıkmasını bekleyen minibüsçüler de vardır, hani 3-4 kişi olsanız gelip evden de alabilirler. ayrıca minibüsçülerin birbirlerini geçerken korna çalmaları da vardır ki heralde "puhaha nasıl geçtim lan düdük" şeklinde bir anlama geliyor o kornalar, bilemiyorum.
minibüste bir iki yolcu kaldıysanız hemen arkadan gelen minibüse aktarılırsınız ki çakal minibüsçümüz durağa girmeden geri dönebilsin, yolcu avına devam edebilsin. kadıköy-kartal hattında 19853642 adet minibüs olduğundan dolayı böyle bir çakallığa başvuruyorlar ama şöyle bir sorun var, kimse girmiyor lan durağa. yani, senin önüne geçeceğin kimse kalmıyor, herkes o hatta çalışır durumda zaten. arka arkaya 5 minibüsün gitmesinin tek avantajı yolcuya, ayakta gitmiyor kimse.
kırmızı ışıkta durmak tamamen şoförün insiyatifindedir. az önce onu geçmiş bir minibüs varsa ışıkta durur ki ara açılsın, yolcu biriksin. eğer kendisi öndeyse kesinlikle durmaz, gerekirse karşı şeride geçip 20 aracın yanından geçer gider. kadıköy-kartal hattında neden bir tane bile trafik polisi bulunmaz, ayrıca merak ediyorum. tamamen kaosa terk edilmiş durumda o cadde, sanırsınız ki minibüsçüler polisle kapışmış ve orayı kurtarılmış bölge ilan etmişler.
camdan cama konuşma olayını herkes görmüştür zaten. ben küçükken apartmanın kadınları evlere gitmek yerine birbirleriyle camdan konuşurlardı, bu da aynı hesap. camdan birbirine tatlı uzatan mı dersiniz, ertesi gün gideceği muayene için adres soran mı dersiniz, önceki günkü maçtan konuşan mı dersiniz, hepsinden var. yolun ortasında durup camdan cama muhabbet etmek gayet normal bir durum onlar için ki ben hiç bir zaman o mesafeden birbirlerini nasıl duyabildiklerini anlayamadım. arada iki metre var, iki tane minibüs ve bu minibüslerin motor sesleri var, trafiğin gürültüsünü saymıyorum bile.
velhasıl, minibüsçüler frp'deki chaotic evil'ın tam karşılığıdır. kural tanımazlar, sizi yalnızca para veren "şeyler" olarak görürler. sen ayaktaymışsın, elindeki çantanla zorlukla tutunurken ani frende bileğini kırmışsın falan hiç önemli değildir. istisna var tabi, serviste uyuduğum bir gün taa acıbadem'e kadar gitmem sonucu oradan minibüse binmek zorunda kalmıştım. şoförün "buyrun efendim", "tabi efendim" şeklindeki hitapları hâlâ kulaklarımda. bir an yıllar boyunca uyuduğu sanmadım diyemem.