istiklal caddesi zombileri

entry6 galeri
    5.
  1. ve söyle biter;
    tabi ki ilk test edilen bizim yakışıklı deli oldu, kaptanın gözünden hiçbir şey kaçmazdı. onun yara aldığını görmüştü ve boynundan akan kanlardan da belliydi. elleri titreye titreye kanının alınmasına izin verdi, sonuç belliydi aslında. herkes biliyordu. o yedi saniye dolup kızıl yeşile dönünce yeşil gözlerini kocaman açıp aşağıdan baktı kaptana ‘şimdi ne olacak bana dercesine’. bu bakış en katı kalplileri dahi rahatsız ederdi, içlerinde bi şeyi cız ettirirdi. nitekim benim gibi biri dahi kısa bir anlığına da olsa merhamete düşmüştür. kaptana da öyle oldu ancak yasa belliydi. tabi ki hiç kimse bunun farkında değildi ve onun için de öyle büyük bir vurgun değildi, sadece bir anlık bir hüzün. ne demiştik; yasa… kanına hastalık bulaşmış birisinin 72 saati vardır dönüşüm için, yani 72 saatin sonunda saldırganlık belirtileri başlar. siz şehirlerinde güven içinde oturan mantıklı insanlara göre onun daha yaşayacak üç günü vardır. hayır, çünkü sınırlı zamanı kalmış bir insana güven olmaz; ortadan kaybolabilir ve yarasını gizleyebilir, cinsel ilişkiye girebilir, kaza sonucu birine kanını bulaştırabilir ya da bilerek bir hasmına hastalık bulaştırabilir. inanması güç olsa da bunlar ve hatta başka şeyler hep ihtimal dahilindedir. habis yaratılışlı insan, ruhunun karanlık tarafının ay doğduğunda gösterir ama gün ışığında her şey tıkırındadır. bütün bunları gözeten topluluk yasası yaralının hemen oracıkta öldürülmesini buyurmuştur ve infazı kaptan yönetir. eğer kaptan yara almışsa kendini öldürmekle yükümlüdür.

    yakışıklı deli dizlerinin üstüne doğru devrildi yavaşça, gözlerine yaşlar dolmaya başlamıştı. tahmin edersiniz ki ölümü soğukkanlılıkla karşılayacak biri değildir o. işte bu esnada olacakları tahmin eden kaptan başını hafifçe sağ yana atarak bir ‘yapın’ komutu verdi. bu komut infaz için değildi. aralarından bir avcı kardeşini korumak için silahına davranmak üzereydi çünkü diğer iki adam onu kollarından kavrayıverdi anında. kaptan diz çökmüş kurbanıyla karşı karşıyaydı artık. yakarışlar inletiyordu bütün sokağı baştanbaşa, burada sadece ses yoktu. onun gırtlağından çıkan bağırışları tüm vücudunuzla hissederdiniz. keskin mavi gözleri yaşlarla dolmuştu. ölmek üzere olanın aksine uzun boylu olduğundan bir ara kolunda iki adamla yürüyecek oldu ancak bir iki adım gidebildi. kaptan bu merasimi uzatmak niyetinde değildi ve belinden ‘gümüş kartal’ adını verdiği tabancasını çıkardı, kurbanı çıkmayan sesiyle bi şeyler söylemeye çalışırken. alnına dayadı ve ateşledi tereddütsüz, oraya yığılıverdi cansız beden. o kurşun sesi gözü yaşlı abiyi susturabilirdi ancak, hayatı bu sesle ikiye bölünmüştü. bir defa daha yakaracaktı ki kaptanın tokadı indi birdenbire ve sesi soluğu kesildi. çaresizce teslim oldu yer çekimine. onun keskin mavi gözlerindeki hayat sönerken dumanlar aya yükseliyordu ağır ağır. hayır, bu ne bir cenaze ne de bir dini törendi. salgın riskini ortadan kaldırmak için ölüleri ateşle yıkarlardı, tabi buruk bir abi için bir cenaze durgunluğunda geçiyordu tüm bu anlar. her şeyin anlık yaşandığı karanlık bir dünyada beklemeye yer olmadığından diğerleri de sırayla test edildiler, zan altında olan tek kişi tüfeğini elinden düşürmüş olandı. sadece onun için sancılı geçti yedi saniye ve en son kaptan teste girdi. kaptan çantasını toplarken herkes yavaşça geri dönmeye başlamıştı, geride iki ölü ve bir devrik kardeş bırakıldı. dumanlar yeryüzünü terk edip istiklal semalarına yükselirken onlar da gitgide küçülüyordu.
    0 ...