sonrası şöyle gelişmiştir;
ikisi önde ikisi arkada konumlanmışken takım lideri çevirme anlamında bir komut verdi sağ eliyle, buna göre onu takip eden diğer avcılar sağdan sola yerleşecek ve ateş emrini bekleyecekti. lider ise pusuya düşmüş avına son vuruşu yapmak üzere korunağın açık tarafına yaklaşıyordu. diğerleri henüz pozisyon almamışken bir avcı fırlayıverdi arka sıradan, kaygısız adımlarla kapalı ağza doğru yaklaşıyordu. arkasında bıraktığı iki avcı buna anlam veremezken lider başka bir yöne odaklıydı. o, rahat adımlarla yaklaşıyor ve nişan alıyordu, bu ufak hareket değişiminin liderin gözünden kaçması mümkün değildi. onun görme kadrajına nişan almak üzere yükselen bir tüfek girmişti son anda, fakat ne yapabilirdi? deli adam umursamazca gönderiyordu kurşunları teker teker, konteynırın demirini geçer geçmez yaralı bedeni buluyordu bu kurşunlar. onun çığlıkları deliyi yüksek kahkahalara boğuyordu, kendinden çok emindi. tabi böyle anlarda yaşama güdüsünün yaptırabilecekleri hep sürpriz olmuştur. biz yaşayanlar hangi türe mensup olursak olalım, hatta türsüz bile olsak buradan ayrılmamak için mucizelere imza atarız her nedense. o da farklı davranmamış olacak ki son enerjisini topladı ve barajı yıkıp geçen sular gibi bırakıverdi onu. tüm gücüyle ittirdiği devrik çöp kutusu liderin olduğu yöne gitti sürtünerek, bu onu(lideri) biraz bocalatacaktı. hayvan önce bir çığlık fırlattı gökyüzüne, bu seferki meydan okumak içindi. uzun süreli kaçışında ilk defa bu kadar dik duruyordu. tabi bizim kaygısız deli önce afallamıştı, bu esnada hayvan ilk adımını attı. i̇kinci adımın atarken o korkuyla tetiğe bastığından tek bir kurşun atabildi. göğsünden vurulsa da daha da öfkelenmişti. i̇şte böyle anlarda bir hastalıklıyla bir avcının farkı kalmaz, davranışlar ve öfkeler benzerdir hep. avcıya göre daha iri olduğundan onu kolayca yakaladı ve boynundan ısırdı. onu itip geride bıraktığı avcılara saldırıyordu şimdi, ikinci sıradaki üç dört el kapalı emniyetle ateş etmeye çalıştı korkudan. yaratık elinin dışıyla sert bir vuruş yaptı ve tüfeği fırlatıverdi, sıra bedene saldırmak üzere gerilmeye gelmişken bocalayan lider toparlandığını hissettiriyordu. teker teker ve ağırlıklı olarak göğüse düzgün atışlar yaptı. bu sayede vurmak üzere gerileyen yaratık dengesini yitirdi. sol taraftan lider saldırırken geride kalan son avcı( normal sırada delinin hizasındaydı) da cesaretlenmişti, o da sıralamaya başladı. başlangıçta ard arda atıyordu ama dördüncü atıştan sonra teker teker atmaya başladı. vahşi, kaybettiği dengesini tekrar sağlaymadı, çapraz ateşin içine düşmüştü. önce lider kesti ateş etmeyi, çünkü artık emindi onu kafasından vurmuştu. kafasından böylesine bir yara alan hiçbir canlı hayatta kalamaz. onlar gelişmiş bir kuduz mikrobu yüzünden insani yanlarını kaybettiler, beyinleri bu mikrobun kontrolünde olduğundan düşünemiyor, bizim gibi davranamıyorlar. hayvan taraflarının güçlü olması onlara insanüstü bir enerji veriyor. daha çevik ve daha güçlü olsalar da ölümsüz değiller. bununla birlikte ilkel davranışları mevcut, bir liderin etrafında hareket edebiliyorlar. lanetliler hakkında verdiğimiz kısa bilginin ardından hikayemize dönelim.
hayvan kısık kısık inlerken lider bekletmeden yanına yaklaştı, bir metre öteden nişan aldı ve kurşun sesinin ardından son inlemeyi dinletip nokta koydu. göğsünün devrilmesinin çıkardığı şaplak son ses oldu. bu kadar hızlı gerçekleşen infazın sebebi belliydi, şimdi herkes için zor kısım başlıyordu; test edileceklerdi.
bekletmeden açtı çantasını ve deney setini çıkarıverdi, yapılacak şey belliydi; kanlarından alınan bir damla örneği camdan bir zemine damlatacak ardından üzerine damlatacağı sıvının renginin değişip değişmediğini kontrol edecekti. eğer kanınız yeşile dönerse 72 saatiniz var demektir. tabi bu 72 saatten daha uzun süren bir 7 saniyeyi aşmanız gerekir önce, o anda nasıl nefes alır insan ya da ne geçirir aklından? yaşamayan bilemez her halde. aslında kimin hastalıklı olacağı tahmin ediliyordu, kaptan da buna göre bir sıralamaya başlayacaktı.
şanssız çocuk 1,60 boylarında olmakla beraber yakışıklıydı da, bunu yeşil gözlerinden ve önleri açılmış da olsa sarı saçlarından anlardınız. ama onun şeytan tüyü yüzündeydi, sevimli suratı ne yaparsa yapsın dövemeyeceğiniz bir çocuğa benziyordu. her erkek avcı gibi kirli sakalla gezerdi, böylesine bebek bir suratla kirli sakal bırakmak görenlere ulan utanmadan sakal bırakmış kerata dedirtip tebessüm ettirirdi herhalde. kadınlar konusundaki şansından hiç bahsetmiyorum ama bu şansın temeli erkeksilik olamazdı çünkü bir erkekten çok çocuğu andırıyordu. genellikle erkeksi görünmeye çalışsa da bu onu daha sevimli yapardı, muhtemelen kadınların anaç tarafına yani merhametine hitabediyordu. tabi bütün bu özelliklerine deliliğini eklemeden geçemeyiz, bir aslanın ağzına kafasını sokup sonra kahkahalara boğulacak tipten birisiydi. eziyet etmeyi de severdi, eğer bir açığınızı yakalarsa sizi delirtirdi. tabi bütün bu deliliğin katlanmasında her an yakalanıp canlı canlı yenme korkusu da vardır. bilirsiniz alışılmış korku ve baskıdan delice kahkahalara ve umursamazlığa sığınır insan.