önümüzde öyle barajlar var ki, bu sefer öyle büyük örüldü ki duvarlar. hem benim yasaklar koymam, hem onun önlemler alması bile belki az kalacaktı.
bu barajlar gittikçe güçsüzleşeceğine daha da güçlenmeye başladı, ben ne olduğunu anlamadığım bir sabah ise suyu kesmek için son kez ültimatom aldım. vanayı çevirmeme rağmen suyun akmaya devam ettiğini anlamam ise tam 24 saatimi almıştı, emir büyük yerdendi ne de olsa, vana kapatılmalıydı. ama ne fayda.
önlemler arttırıldıkça her seferinde bir yerlerden sıvanmaya devam etti bu baraj, ve aslında suyun taşması gerekirken barajlar yükseldikçe yükseldi. olan baraja değil, suya oldu. fakat su bu, akmaya başladı mı durur mu?
suyun güzel kokusu olmadan. dünyayı unutturan o sohbeti olmadan...
sessizliği bile güzelken zamanında.
öpüşleri unutulmazken başbaşa olduğun anlarda.
ya da yaşadığın onlarca, yüzlerce şey aklındayken her gün her saat, hala işgal ediyorsa tüm hayallerini olağan güzelliği ile...
barajlar yükselse ne olur.
bilmem, belki bir gün suyu bizzat keserler suyu, ültimatom o yöndeydi ya hani!
ama bu belediyenin yaptığı suyun hakkını yemek değil mi? suyu durdurmak adil mi?
değil.