bakkalın mı var derdin var. nice hırsızların, nice doladırıcıların hakkından geldim de bu namussuz mahalle çocuklarının hakkından gelemedim. analarının kadınlık organlarından nasıl bir gayretle çıktılarsa, hızlarını alamayıp benim 9 metrekarelik bakkalıma dadanıyorlar. şurda yeni doğacak oğlumun eğitim hayatı için para biriktirmeye çalışıyorum, ama bu erken doğumlu, sümüklü, lastik ayakkabılı mahalle çocukları beni soymaya çalışıyor.
bu sabah bakkalımı yasin-i şeriflerle kevserlerle açtım. tezgahımı gördüm taaaa 25 yıl öncesine gittim. ilk kez bu tezgahı görüp bakkal olmaya karar verdiğim güne gittim. her gün duyarım bu hissi. ne kadar doğru bir karardı aah ahh... her günkü hazırlığımı yapıp tezgah arkasında günlük gazeteleri okumaya koyuldum. bir gözüm gazetede iken öbür gözüm içeri kısa adımlarla giren ibrahim'deydi.ibrahim 7 yaşında, fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. eğitim hayatı yok. anası da babası da hırsız. öyle yerde bereket de olmuyor tabii. neyse, ibrahim'in bir bok yiyeceği her halinden belliydi ama sesimi çıkarmadım. yani durduk yere çocuğa, "hırsız orospu çocuğu siktir git lan bakkalımdan it!" denmez. ayıp olur. anası olsa neyse.
benden istese, uygar amca, yahu benim canım çokokrem çekti ama param yok dese ben ona bir değil iki tane bile veririm. ama yok, ille namussuz yoldan halledecek işini. genetik midir nedir tööbeler olsun. ibrahim, terlemiş ayaklarının lastik ayakkabılar içinde çıkardığı vıccık vıccık sesleri eşliğinde girdi içeri. tezgahın önüne kadar geldi. elleri arkasına bağlı, tilki gibi etrafı süzüyordu. "söyle evladım, ne istiyorsun bak meşgulüm hadi söyle." dedim. "uygar amca sokağın köşesinde bir adam seni çağırıyor, hemen gelecekmişsin." dedi. sadece bakacaktım kimse var mı diye. bir adım bile çıkmayacaktım kapıdan. kapıya yöneldim, başımı dışarı uzatıp iki saniye sokağa göz atmıştım ki bir tapırtıyla irkildim. ibrahim denen namussuz kirli penyesine aceleyle sardığı çokokremlerle beraber yanımdan öyle bir geçti ki onun ibrahim olduğunu farkedene kadar aradaki mesafe 100 metre oldu. bari bir tane al görgüsüz. üç tane almış ikisini yere düşürdü kaçarken. ağır ağır yerdeki çokokremleri alırken gözlerim çocuğun sıska bacaklarına mıhlandı. anasına sövdüm. yollu falan dedim işte. çocuğa da it dedim, göt dedim. babasına da at dedim katır dedim.
kasırga haberi beni meraklandırmışken, yeni doğacak oğlumun rızkından 5 ytl eksilmişti. şimdi, şu an, hâlâ olayın etkisindeyim. sakinleştirici falan aldım. ibrahim'in adı artık "atın oğlu." oldu benim için. ferhatın oğlu itrahim.