Öyle ya, onca esatir-i evvelin nice 'kahraman'larına lakap, yılan olamaz demiştir yılanların ali meclisi, afarozla kara yılan'lığa tenzil-i rütbe.
kimbilir garip yılanım, mademki kovuldum, siyahlara layık, anarşsit mi olmuş ne.
şimdilerde de yakaladık, yakalıyoruz, yakalıyacağız fiil çekim misali bir 'kahraman'ın hikayesi var medya dolaplarında.
acemin bir acemi cini, acemiliğinden mi, cinliğinden mi bilinmez bir 'başlık' attı ajanslara; yakaladık kara yılanı. bir telaş, pür telaş; telefon, teleks, bilgiyi sayar, devasa çanak, çanaklar çanak tuttu bu asparagas şaiyaya. aslında asparagas bizatihi şaiyadır da, neyse yazılı, gözlü yani gürsel görsel magazin mağazacılığı cılkını çıkardı yalan yılanın.
yılan bu, kara yılan; yapar yılanlığını, çalıların arasından mı, suyun birikmiş taraflarından mı, bilemem orasını, çıkarır çatal dilini, tıss'sız ve ci ee. arsız, çocuksu birgün.
son bir not olsun, bilinir ki, gerçi efsane ama ol efsane derki, yılan rabbin bir meleği şeytanmış bir vakitler. ana-babamızı onun ayarttığını söylerler; rabbimiz kovmuş anamızı babamızı ve yanlarında sürünmeye müebbed yılan, kimbilir kara.