gitmek

entry481 galeri video3
    156.
  1. gitti sanılırken aslında gelen değil miydi gerçek aşık? aşka gelen. ve “tüm gelmeler senden, tüm gitmeler sanadır aziz yar.” dememiş miydi şair? nasıl unutulabilirdi? ama gerçek aşk unutulmuştu ki demek, gitmek artık suç kabul edilir olmuştu. gidenin nereye, neden gittiği görülemiyordu. gitmek ve gelmek sanırım birbirine karıştırılmıştı bu çağda. kavram karmaşaları yaşanılan, anlamların yitirildiği, kelimelerin gerçek manalarından uzaklaştığı çağda aşk da hakiki manasından çok uzaklardaydı. i̇nsanın tüm inanışlarını tersyüz eden bir devirde çoğunluk ne derse doğru olan oydu ve işin garibi çoğunluk ne dediğini dahi bilmiyordu. gücü elinde bulunduranların dediği sorgusuz sualsiz kabul edilmişti. ve çoğunluk; gideni suçlu ilan etmişti.

    aşkın adını şehevî zevklere indirgemiş toplumda gerçek aşkı tadarak, ilişki denilen basitlikten utanıp gidenler de vardı oysa. kendini anlayamayan biriyle yanmaya başlayan aşkını söndürmemek için aşkı ile kendi arasında perde olana yüz çevirmek zorunda kalan, aşkın adını kirletmekten kaçanlar vardı. perdeyi değil, ardındakini seçenler… ama suçlanıyorlardı. yakınında olursa, yücelerin yücesinden aşağıların aşağısına ineceği için gitmiş olabileceği hiç kimsenin aklına gelmiyordu. oysa “giden” diye yaftalanarak hâkir görülürken, salt aşkından gayrı ne varsa –bu, maşukunun teni de olsa- terk edip kendindekine giden, çekirdeğin özüne inen değil miydi aşık?

    giden insan, bir şeylerin eksik olduğunu düşünüp gittiğinde, aslında noksan olanın kendisi olduğunu unuttuğunu, kendinde tamamlanması gereken şeyi bir başkasıyla değil, yine kendiyle tamamlaması gerektiğini belki de bu gitmelerle öğrenmesi gerekiyordu..

    not: alıntıdır.
    0 ...