bu hollywood pinokyolarının tipik özelliği, her halükarda filmi kendilerine doğru yontmalarıdır. crash de tam burada üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getiriyor. sanki ırkçılığı siyahiler, meksikalılar, çinliler, iranlılar başlatmış gibi, onlar üzerinden mesele izah edilmeye kalkılıyor; amerikan züppeleri ise onların arasında "sütten çıkmış ak kaşık" ya da "alelade" duruyor. her seferinde vietnam'ı, somali bozgununu, hiroşima ve nagazaki'yi "bir insanın gözünden" anlatan, stilize sahneler eşliğinde, ailesinden çok çok uzakta "duygusal" bir amerikan askeri tasvir eden ve filmlerini mutlaka ve mutlaka "karıma onu çok sevdiğimi söyleyin" diyen bir askerin ölümüyle sonlandıran hollywood, ırkçılığı yine, yeniden, inatla başkaları üzerine atıyor. kısacası, boşversene hollywood, ateş topunu babam yolladı zaten.
ayrıca, ırkçılık gibi devasa bir meseleyi hiç bilmeyen birine anlatıyor gibi naralar eşliğinde tel'in etmeye çalışması çok kof. beri yandan, milyarda bir tesadüflerin bir araya gelmesinden müteşekkil bu filmi -bu yönüyle- beğenenlerin, türk filmlerinde "oradan geçmekte olan adam" rastlantılarına burun kıvırmaları bir hayli komiktir.
manasız, aceleye getirilmiş, sıradanlar arasında ışıldamayan sıradan bir film.