Güz ırmağının kıyılarını öpen dudak
ay ışığıyla sevişmeyi öğreniyor
bir denizin kokusu dağın doruğu ya da
haydi diyor, şiirin ateşten salıncağı
aşk gülümsüyor içimde bulutları tartarak
Son tufanı olabilir her mavi gecenin
sabahı emziren güneş doğmayabilir,
kırılır kanadı kuşun, kurur gül sesi
yivleri aşınan bir namludan döner içine
hesabı kesilmiş masaların müşterisi
Uzak yıldızlara bağlayıp gözlerimi
sonsuzun türküsünü dinliyorum
ağaçlar da konuşuyor ormana dair
gölgesiz mekanların gizi başkaldırıyor
suların girdabına çeviriyorum yorgun yüzümü
Her yolcu kendini yürüyor ömrünce
çağlayana doğru akıyor kımıltılar
karıncanın ölümü eşittir evrenin uğultusu
ahh, çocuk cesetleri çarpıyor kumsallara
kirleniyor dünya beraberinde aşk da
Güz ırmağının kıyılarını öpen dudak
saçlarında uçuşan kuşları gösteriyor
göğsü gül bahçesi bir genç kıza,
ince esiyor rüzgar yakın servilerden
ömrü gurbet olanı bekliyor meçhul bir sıla. **