öncelikle kapitalizm neymiş onu öğrenelim. kapitalizm; feodalizmin yerini almış olan sosyo-ekonomik olgudur. kapitalizm üretim araçları üzerinde özel mülkiyete ve ücretli emeğin sömürülmesi temeline dayanır. artık değer'in ele geçirilmesi kapitalist üretimin temel kanunudur. üretim anarşisi, periyodik buhranlar, kronik işsizlik kitlelerin yoksulluğu, rekabet ve savaş kapitalizmin karakteristiklerini teşkil eder.(kaynak: materyalist felsefe) sermaye ile emek arasındaki temel çelişkiden doğan bu olaylar kapitalizmin batağa sağlanmasına neden olur.
sıra geldi liberalizme. liberalizme göre; "ekonomik faaliyetler, «doğal düzen» çerçevesinde «görünmez bir el» aracılığıyla kendiliğinden gerçekleşir. Devletin müdahalesi gereksizdir." fakat 20. yüzyılın başından itibaren oluşan mali oligarşi ve üretim fazlalığı nedeniyle kapitalizm büyük buhranla neden olmuştur ve emperyalist çıkmazlara girmiştir. yani kendiliğinden gelişme teorisi iflas etmiştir. büyük buhranlar nedeniyle halk yoksullaşmış ve alım gücü düşmüştür. buna bağlı olarak özel teşebbüs devletin teşvikini arkasında bulundurma zorunluluğu hissetmiştir. Pek çok kapitalist ülke bu yüzden faşist yönetimler kurmuştur. Almanya'da ya da italya'da olanlar gibi. çünkü o devletler de sermaye zor duruma düşmüş ve halk kitlelerini susturmak için faşizm belasını ortaya çıkarmıştır. her neyse konumuzdan sapmayalım.
kapitalist sistemin gelişmesi ile birlikte oluşan mali tekeller serbest dış ticareti engellemeye başlamıştır. çünkü sanayileşmiş ülkelerin burjuvazileri ellerinde bulundurdukları üretim fazlalıklarını diğer ülkelere satmaya başlamıştır. bu nedenden dolayı tüm devletlerin ulusal burjuvazileri birbirleriyle çatışmaya girmiştir. emperyal güçlerin bu çatışması 2 kere savaşla noktalanmıştır. yani liberalizmin savunduğu serbest dış ticaret politikası kapitalist sistem de geçerliliğini yitirmiştir.
liberalizm yaşamak için kapitalist ekonomik sisteme muhtaç doğar. bu nedenden dolayı onun bağrından çıkmıştır. kapitalizm ilk olarak nerede çıkmıştır tam olarak bu kestirelemez çünkü oluşması safha safhadır. fakat liberalizmin tarihi en fazla 200 yıllıktır. yani kapitalizm onun bir uygulaması değildir. liberalizmi kapitalizmden ayırmak ise gerçek anlamda hatadır. kapitalizm olmadan liberalizmin esamesi bile okunmaz çünkü.
gelelim liberalizmin tamamen demokratik olduğu ve hiç bir zümreye imtiyaz tanımadığı safsatalarına. liberalizm öncelikle bu iddasıyla tamamen kendiyle çelişkili bir durumua düşmektedir. özel mülkiyeti öne çıkartan bir ideoloji olan liberalizm, bu özelliği ile burjuvaziyi desteklemektedir. yani üretim araçlarındaki özel mülkiyet artırılarak emek üzerindeki sömürüyü daha da artırmaktır amaç. işçilere verilmiş haklar ise sadece göstermeliktir. çünkü işçilerin tepkisinden korkan burjuvazi zamanla bu hakları vermiştir. hepsi kazanılmış haklardır yoksa liberalizmden doğan doğal haklar değildir.
son olarak liberalizmin faşizm ile olan organik bağı üstünde duralım. bu bağ sosyo-ekonomik bir olgu olan kapitalizm bunlar ortak öğesidir. öncelikle faşizmin tanımını yapmak gerekirse- ki bu tanım george dimitrof'a aittir- finans kapitalin en gerici en şoven, en emperyalist öğelerinin teröre dayanan açık diktatörlüğüdür. faşizm sosyalizmdeki gibi halk iktidarı ile gelmez. faşizm kapitalizmin buhrana girdiği anlarda o ülkenin burjuvazisinin onayı ve desteği ile iktidara gelir. halk ise amaç değil araçtır. kandırılan halk kitleleri üzerinde bir terör düzeni kurarak sermayenin gelişmesini sağlar. faşizm tanımak olarak budur. yani sosyalizmin uygulamalarında yoktur bile. sosyalizmin uygulamalarından olan sovyetlerde açık bir devlet kapitalizmi görülür. fakat o konu üzerinde durmayacağım. liberalizmin doğurmuş olduğu burjuva demokratik açılımlarının tıkandığı noktada kapitalist sistemi faşizme başvurmak zorundadır. aksi halde yıkılarak yerini sosyalist iktidara bırakır.
sanırım çok uzun bir yazı oldu, fakat okunması dileğiyle selamlarımı iletirim liberal dostlara.