uzun bir yolculuğun ardından değirmenderenin yüzbaşılar mahallesindeki evimize gelmiştik. eve girdiğimde karşımda babaannemin her gün bir yaprağını kopararak okuduğu saman kağıttan küçük kare takvimi gördüm. temmuzun 2sini gösteriyodu. annem bunu farketti ve çantaları koyar koymaz bir tutam yaprağı yırttı. 16 ağustos'u görünce durdu. 1buçuk aydır çanakkaledeydik ve hayatımın en güzel tatillerinden birini geçirmiştim. ama bu sefer tatilin bitecek olmasına çok üzülmüyordum çünkü ortaokula başlayacak olmamın verdiği heyecan vardı içimde. arkadaşlarımı çok özlemiştim ve yine çok sevdiğim donanma ilköğretim okulunda okumaya devam edecektim.
akşam yemeğimizi yedikten sonra aşırı sıcak olan bu ağustos akşamında bir ailenin klasik yemek sonrası faaliyeti olan meyve,televizyon ikilisiyle vakit geçiriyorduk. dışarıdan gelen havai fişek sesleriyle irkildim. babam ''ensesi kalın komutanların kutlaması.'' diyerek açıklamayı yaptı.gece 11e doğru yattık. annem, babam, kardeşim ve ben aynı odada uyuyorduk çünkü en serin oda kardeşimle benim kaldığı odaydı.
gece inanılmaz bir gürültüyle uyandım. gözümü açtığımda dolap kapaklarının tamamen açılıp kapandığını, halının adeta kaynarmış gibi çıkıntılar oluşturduğunu, gökyüzünün inanılmayacak derecede kızıl olduğunu farkettim ve bağırma yetimi kaybettim. sesim çıkmıyordu. annemin ''deprem oluyor!!'' diye bağırmasıyla kendime geldim. annem kardeşimi kucakladı babam da beni kolumdan tutarak çekti ve kapı kirişinin altında dikilmeye başladık. evin diğer tarafından inanılmaz şiddette gürültüler gelmekteydi. evin o tarafının yıkılmaya başladığını birazdan burasının da yıkılacağını düşündüm. deprem bitmek bilmiyordu. hatta şiddetini gitgide arttırıyordu. bir an pencereye doğru kafamı çevirdim ve biraz ilerideki apartmanın çığlıklar eşliğinde çöktüğünü gördüm. bir kez daha kilitlendim. bir süre sonra deprem durdu ve vakit kaybetmeden aşağıya indik.
aşağı indiğimde olayın büyüklüğünün farkına vardım. insanlar tanıdıklarının isimlerini bağırarak koşuşturuyorlardı. sabaha kadar konuşamadım. gün aydınlanmaya başladığında korkunç tablo tamamen karşımdaydı. yüzbaşılar diye bir yer neredeyse kalmamıştı. aile dostlarımızı bulmak için toprak sahaya gittik. ağzımdan çıkan ilk cümle ''anne deniz görünüyor.'' olmuştu. çünkü daha önce yüzbaşıların o bölgesinden denizi görmek imkansızdı. enkaz altındakilere yardım etmek için insanlar elleriyle kalın taş yığınlarını delmeye çalışıyorlardı. bir süre orda bekledikten sonra babam arabayı aldı ve askeriye giriş kapısının yanındaki alana gittik. bir günümüzü burda geçirdik. o gün hatırlamak istemediğim son derece trajik olaylar yaşadım. sonra ufak tefek, taşıyabileceğimiz eşyalarımızı alarak çanakkaleye geri döndük.
bir daha değirmendereye gidemedim. cesaret edemedim. hala da edemiyorum. çünkü ayağını sürterek yürüyen amcanın oğlunu kurtarmak için tornavida aramasını gördüm,yardım geleceğine helikopterle bülent ecevitin geldiğini gördüm, yıkılmış duvarların arasından mosmor olmuş ayaklar gördüm ama göremediğim ve bir daha da göremeyeceğim tek şey bmx bisikletlerimizle sahile kadar gezdiğim, maç yaptığım, misket oynadığım arkadaşımdı.