* öğrendiğime göre; anksiyete hastasıymışım, ya da öyle bi' şeymişim. he ne fiyakalı dimi, depresyonda olmak, antidepresan kullanmak, depresif takılmak, hatta depresif cool erkek, ımm ne havalı. öyle sanıldığı gibi değil esasen. insanlar sizden soğuyor bir kere. kendinize bazı kurallar ve ölçütler koymanızla başlıyor her şey. örneğin ben kimseyi aramam diyorsunuz. kimseye muhtaç da hissetmiyorsunuz. gurur diye de adlandırılan yanlış bir bilgi doğrultusunda gereksiz yalnızlık atakları geçiriyorsunuz. kimseyi aramam tavrı sadece arkadaşlarınıza değil sevgilinize ve ailenize karşı da oluşuyor. çok çok çok zorunda kalmadıkça kimseyi şahsen aramak ya da ona ulaşmak sizin için çaresizlik ve minnet duygusu olarak adlandırılıyor.
elinizden telefonu düşürmeyen, çatır çutur mesajlaşan, otu boku tweetleyen biri olabilirsiniz. sıçarken facebook statusunuzu güncellemeniz de aşikar, yine de tüm bunlara rağmen bu size bir sehlensizlik sağlıyor birdenbire. yukarıda bahsettiğim insana dönüşüp, kabuğunuza çekiliyorsunuz. sigara içiyorsanız ona sarılıyorsunuz, alkol alımınızı her zamankinden yüksek tutuyorsunuz. bir oturmaya 2 büyük devirmekten bahsetmiyorum, her sabah yüzünüzü vodkayla yıkamak yaklaşabilir bu duruma ancak.
ne oluyor? bir gün çürüdüğünüzü hissediyorsunuz. o size umarsız sıfatını takan insanlara sadece dokunmanın bile büyük bir huzur vereceğini düşünüyorsunuz. sarılmaya cesaret edemeyecek kadar ürkek oluyorsunuz. birinden sevildiğinizi duymakla(herhangi birinden), bir arkadaşınızın ansızın sizi aramasıyla tekrardan hayata bağlanıyorsunuz. işin garibi yılınızın 3/4'ünü manik şekilde geçirirken ancak geriye kalan kısmında mutlu hissettiğinizi sanıyorsunuz. elbette bu sizin için sanrıdan öteye gidemiyor.
iş bu durumdayken ölmeyi aklınızdan geçiriyorsunuz. en basit çare olarak intihara başvurmayı düşünüyor ama sizin tatmin olmayacağınızı aklınıza getiriyorsunuz. gününüzün çoğunda mal gibiyken, sizinle iletişime geçen her insana buhranlar yaratırken, sizi çözmeye çalışan arkadaşlarınızı terslemekten zevk alırken onlara son darbeyi bu şekilde vurmaya yeltenemiyorsunuz. herhangi bir rahatsızlığınız var ise onun üstüne gidiyorsunuz. örneğin, ciğerinizde bir leke varsa sigarayı her zamankinden fazla içiyor, sancılardan zevk almaya çalışıyorsunuz. damar tıkanıklığınız varsa yağlı yemeye devam ediyor, migreninizi azdırmadıkça içinizi rahat ettiremiyorsunuz. hiçbirine sahip olacak kadar şanslı değilseniz, insanlara sataşıyor, fiziki tartışmalar içinde olmak için can atıyor, karşıdan karşıya geçerken ışıkları bile kontrol etmemeye başlıyorsunuz.
planınızı ince ince işliyorsunuz. kimsenin canını yakmamaya çalışmak gibi abest bir düşünceyle insanları kendinize daha fazla çekip, o hiç muhtaç düşmek istemediklerinize farkında olmadan muhtaç kalıp her şeyi daha da zorlaştırıyorsunuz. bitiyor mu? bitmiyor. planınız işlemeye devam ediyor. her gece uyumak için asal sayıları sayarken bir yandan da düşünüyorsunuz;
"önce yatak döşek yatmalı, ailem hala beni seviyor bunu görebiliyorum. bu raddeye geldiğinde tüm arkadaşlarımdan ve yakınlarımdan durumu saklamak için aileme ısrar etmeli, onlarla saçma sapan sebepler yüzünden tartışmalı ve onlara ağır laflar etmeliyim. hepsinden arındıktan sonra aileme vücudumun morarmaya devam ettiği çağda öyle iğrenç davranmalıyım ki, onlara öyle eziyetler etmeliyim ki ben öldükten sonra "hoş gitti pezemenk" diyebilsinler. tüm yardımlarına rağmen onlarla dalga geçmeli, onur kırıcı konuşmalı, nefret ettirmek için başka her ne gerekiyorsa yapmalıyım. aksi takdirde beni affedebilirler. öldüğümde beni unutamayabilirler, iyi olan tüm anılarımı ben kötüye dönüştürmedikçe onları yaşatabilirler." gibi.
sonra elinize bir rus romanı alıyorsunuz. yine o kokuşmuş, bakımsız, haysiyetsiz, yüzsüz insanlarla buluşuyorsunuz. cinayetler işleyip acı ve pişmanlıklara sarılıyorsunuz. kanınızı doyurmanın bu kadar zevk vereceğini her seferinde hayal edemediğinizden müthiş bir mutlulukla sayfaları yalamaya devam ediyorsunuz.
bir de geceleri ağlıyorsunuz. çocukluğunuzdaki masumiyeti kaybettiğiniz için, umudunuzu yitirdiğiniz için, savaştığınız tek şeyin insanların sizin için savaşmaması olduğu için. ağlıyorsunuz da, öyle hüngür hüngür dökülmüyor göz yaşlarınız. dökülüyor da, öyle dışınıza da değil.
"bir bunu yaşamamıştık" diyerek; engelli, doğuştan kalbi delik, kanserle mücadeleci insanlara haksızlık ediyorsunuz. ama siz yine de bir bunu yaşamamış, onu da yaşıyor oluyorsunuz.
iradesizliğimin son entry'si. bir yenisi gelene dek.