merhaba kumsal... sigara yakmak geldi içimden yine seni görünce, geçen sefer olduğu gibi... ve yine evimde, odamda. karanlık odamda... dikkat ettim de bugün telefonum hiç çalmadı, bilgisayardan yazanlar da sadece işleri düştüğü için sıraladı isteklerini ardı ardına. işi düşmeyenler ne zaman arayacak beni peki, sadece beni merak ettiği için kim arayacak? hep böyle mi sürecek yaşam dediğim bu meret? hep bir kondom görevi mi göreceğim? insanların zevki için kullanılıp sonra bir tuvalet köşesinde sifonlarla mı boğulacağım? neyim ki hem ben? bir robot muyum? yaşıyor muyum? yoksa insanlığın içinde onlara kullansınlar diye sunulmuş bir eşya mıyım? verecek miyim bir gün hesabını bu dediklerimin; ya da soracak mıyım hesabını her gecemin teker teker... çok soru sordum değil mi? sen de cevabını bilmiyorsundur ve senin de soracak onca hesabın vardır dinlediklerinden elbet... annem gibi seven var mıdır beni? olsa hissederdim yok tabi ki... annem de yaşlanıyor sanırım gözlerimin önünde. gençliğini bilirdim oysa ki; şarkılar söylerdi evin içinde... saçlarında aklar da yoktu o zamanlar... gencecik bir gelindi ve her geçen gün çoğaldı akları... sözü geçen bir büyük oldu artık çevrede. hatırlamayacağım kadar kısa bir süre mi geçti bu kadar yaşlanması için? ölümü de bu kadar hızlı mı gelecek? peki ya babam? daha ne kadar çalışacak benim için? kendimi bildim bileli çalışıyor, hala çalışıyor... yorulmuyor mu bu adam? artık hastalıkları bir bir çıkıyor hem ortaya... daha okulumun, askerliğimin bitmesine seneler var benimse... ne işe yaramaz bir adamım ben be! bu mu benim evlatlığım? peki benim ölümüm nasıl olacak? çok mu acılı? benim çocuklarım da böyle karamsar mı olacak benim için? yoksa yine tek başıma karanlık odamda, dolu küllüğüm ile baş başa iken mi gelecek sonum? mahallede ufak çocukların birbirine "uğur amca ölmüş" diye yaydıkları haberlerden mi ibaret olacak? bugün sen bile rahatlatmadın beni, küllüğümün dolmasına katkı sağladın sadece, eyvallah. şimdi sen de git de beni yalnız bırak, olduğum gibi...