müebbet türküsü

entry3 galeri
    ?.
  1. Şafak türküsünün ardından 1987 yılında yayımlanmış şiiriyle aynı ismi taşıyan Nevzat Çelik kitabı. Kitap ayrıca
    'international poetry' ve 'hasan hüseyin şiir ödülü' nü de kazanmıştır.

    müebbet türküsü 1

    önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı
    itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm
    önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı
    bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi
    dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık
    çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık
    üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü
    her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü
    batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran
    ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı
    kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki
    duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam
    adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun
    tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi
    bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak
    düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak
    ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın
    yürü delikanlım beton altında toprak uyansın
    duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur
    yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün

    şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler
    -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be-
    gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey
    olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be..
    biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde
    son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır
    gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı
    idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme
    belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat
    en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım
    kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını
    ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar
    altımda demir üstümde ışık yanımda duvar
    üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim
    nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin
    dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz
    düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    güneşi yatırsalar koynuma ısınamam
    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun

    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
    sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız
    seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları
    kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak
    gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç
    tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan
    yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam
    bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk
    beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum
    asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa
    akçamların kokusunu sen saçlarından savursan
    üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen
    yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem
    kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak
    asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı
    haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum
    şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar
    dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü:
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan

    sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan
    gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi
    korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam'ı
    pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları
    1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi
    ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları
    yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk
    çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük
    ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın
    bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak
    kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak
    elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım
    benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan
    ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım
    payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan
    işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım
    haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor
    durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam
    kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından
    canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam

    alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret
    dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet
    ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar
    hücreler burada susuz kör kuyulara benzer
    her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter
    yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar
    gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur
    bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar
    belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar
    boydan boya karadeniz boydan boya toros
    akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras
    vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar
    yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz
    ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür
    dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın
    tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır
    kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil
    dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel
    yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru
    süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel

    saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum
    yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun
    yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer
    kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer
    apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur
    göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur
    sena onaltı yaşının heyacanını tarar aynada
    çıplacık boynu.. el-boruk dağlarında israil konvoyu
    kıvrılır yılan gibi.. nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır
    aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba
    içine 504 peugeot'nun büsbütün bir kinle oturur
    kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız
    sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından
    hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası
    dalların acısı gelir hücremde beni bulur
    konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca
    sena nisan dalları gibisin sena sena
    fünye fitil ateş.. sena dur ama durma..
    gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız
    beni ağzınla sustur susturacaksan...
    0 ...