kötülük dediğimiz şeyin, kişinin düşüncelerine, inançlarına, hayatı yaşayış tarzına göre dahi değişkenlik göstereceğini gözönünde bulundurursak daha anlaşılır olacak duvardır.
yani bir kişi ile sevgili olmak durumu, şahsım için "kötü" olarak ele alınmasa dahi kendi öz kızına tecavüz etme potansiyeli olan nâmus erbablarınca dillerini, ön dişlerine yapıştırıp çekmek sureti ile seri cıklama sebebi olmaktadır. hani otobüsten "burası sekis otobüsü değel" denilerek atılma sebebidir. bu noktada "genel" kabul gören değerlere baktığımızda bugün ben, şehrin veya ülkenin herhangi bir noktasında sırf o an içimden öpmek geldiği için yanımdaki kadını(ve rızası dahilinde) öpüyor(burada bir öpüşmek dahi değil kastımız) ve karşılığında en iyi ihtimâlle yadırgayan dingozları görüyorsam burada "sevgili olmak" dediğimiz hadise "kötü" algılanıyor demektir. dudaklarımın, duygularıma eşlik edip de üzerine düşeni yapmaması da kabilinden olmadığına göre bu yadırgama potansiyeline sahip insanların adına "kötülük" diyeceği bir şeyi, onların perspektifinden "kötülük" ile özdeşleşmiş bir yerde yapmak ruhum için değeri ölçülemez bir hazdır.
sonuç olarak kültür bakanının, sol kulağını hala çınlatıyorum: ör lan şu kötülük duvarını ve o duvar dibinde oluşacak en ufak bir husumette de beni yargılayın, o çok gelişmiş yargı sisteminizle...