iskender pala'ya ait olunca eserin altındaki imza zaten önyargılardan arınmış bir şekilde yaklaşılıyor kitaplara, makalelere...
bir divan edebiyatı profesörünün bu denli iyi de bir tarihçi olabileceğini tahmin edemezdim tabii sorsalar bu kişi iskender pala olsa diye olasılık payı da kesinlikle verirdim.
yazarın tarihçiliğini gerek kronolojiye hakim oluşu gerek iki ayrı kültürü en iyi şekilde analiz edişi gerekse de karakterlere ancak bir tarihçiye yakışır nesnellikle yaklaşışını görerek öğreniyoruz. saray edebiyatı ve aruz veznine hakim oluşunu da eserine sıkıştırdığı beyitlerden görebiliyoruz. kitabı geç okumuş olmakla birlikte kaybeden sanırım ben oldum kitabı cıktığı ilk gün almalıydım dedim.
iskender pala hocamız yine konuşturmuş efendim o ne yazsa okunur da; şehzade selim'in sultan oluşu, fetihleri cengaverliği, şah ismail'in devlet adamlığı ve bilhassa sünnilere yaptığı mezalimi, tarih kitaplarının sıkıcı sayfalarından sıyrılıp bir aşk kitabında okumak didaktizmin ve lirizmin doruklarına ulaşıp bir dansı şeklinde sunuluyor.
kitapta şah ile sultan, saray görevlisi ile lalalar askerler ile sünni ve kızılbaş halkın herbirine eşit fakat okudukca tadı artan oranlarda yer verilmiş, hem bir tarih okuyor, hem bir aşkı derinlerinizde hissediyor hem öyküler ve roman hem de divan eserleri okuyorsunuz.
yazdıklarımın kifayetsiz kaldıklarını bilmekle birlikte daha ne denir ki efendim...
okunmalı.