özgür gümüşsoy

entry26 galeri
    10.
  1. böyle bir şiirin şairi. tebrik ediyorum, gece gece zırlıyorum.

    çin malı bir plaketle ödüllendirilen deliliğim
    ağır ağbiler camiasında hafiften alaya alınırken
    tezlere konu olacak şekilde anlatmıştım ben seni
    konuşurken hep tutuk, bahsetmediğim bir husus var gibi
    gelirken hep ürkek, uğramadığım bir durak var da sanki
    sevişirken hep panik, ıskaladığım bir nokta var gibi
    terk ederken hep eksik, hep unuttuğum bir şey var gibi
    psikiyatri literatürüne girecek şekilde sevmiştim ben seni..

    birbirimize hayli küskün geçtiğimiz o devrik kaldırımları
    sevgilileri düşünerek yapmıyordu şehir planlamacıları
    dar bir yolda iki kişi yürümenin incelikleri…
    ya da dar alanda kısa mesajlaşmalar…
    darağaçlarında midesi epey geniş bir hukuk anlayışı…
    kırılmayan kalemin adaletin keskin kılıcıyla bileylenmesi…
    dardaydım evet, ruhen de fikren de firardaydım
    başkentteydik malum ve yazık ki aylardan mayıstı
    hem bazı kocakarı rivayetlerine göre hıdrellezdi de o gece
    o geceydi; mazi adında bir çocuk gelip bütün gururumu ezdi
    karşına dikilmiştim senin, o ayaklar altına alınmış hislerimle
    ne garip, ellerin geri çevirmişti tüm yardım taleplerimi
    besbelli ki çok kaçırmıştım aşkı bu kez
    üzerine de o sek ayrılıkla cila çekmesem yine iyiydi…

    sırf senden uzak kalmayayım diye şiirimi tutuyordum sürekli
    neredeyse prostat olacaktı şairlik dürtülerim
    bir zamanlar dedim, yüreğimin kadrajı sana ayarlıydı
    senaryom baştan sona varlığına odaklıydı
    fakat fazla caz aşık usandırırdı ya da ona yakın bir zıkkımdı işte
    demem o ki sen, benim filmimde misafir sanatçı konumundaydın artık
    aynalar dahi adının dokunulmazlığını tersine çevirmeye korkarken
    ben seni büyük puntolarla ömrüme yazmıştım, haklısın tam bir ahmaklık!
    yazılınca ufaktan; <b>“bu mesafeden öpemiyorum sensizliği
    aramızda kökeni belirsiz birçok yabancı dil var
    kurulayım diyorum bazen ağzının en kurak köşesine
    yutkunursun diye korkarak yaşamak da güzel…” </b>dizelerimle
    düşündüm belki bir nebze de olsa diplomasini suya indirirdin
    ankara’da gayet medeni bir akşam arjantin caddesi’nde;
    sen, ben bir de ihtimal ki maradona; galiba aynı maviliklere açılmış
    ve de aynı zokayı yutmuştuk…
    hani diyordum ki tanrının eli bir bize değmedi
    gülüyordunuz karşılıklı siz ikiniz, tango adımlarıyla
    alkol duvarlarımızda tam olarak seçilmeyen
    irili ufaklı gedikler oluşmaya başlamıştı, mayıstı anımsarsın…
    şarap ne kaybederdi mayhoşluğundan;
    eğer sen onu içerken bağından koparılan üzüme üzülmüşsen?
    ne kaybederdi ilkbahar, nicedir göz kırptığı günahlardan?
    fevkalade acıkmıştın sen haysiyetin ateş pahasına satıldığı iklimlerde
    tesadüf ki ihanet perhizlerinden çıkmıştın daha yeni
    ben ise diyetisyenlerin önerdiği karasevda reçetelerine bir hayli toktum
    -ki zordu senin kalbinde tok ağırlamak…

    zordu hızlı bir şekilde karakterimi zayıflatmam pek tabii
    dengem bozulurdu benim de elbette, ibre seni gösterdiğinde
    lakin ibneliğin hiç mi hiç lüzumu yoktu
    bazı erlerin azami ölçüleri dahi şehvete kafi gelmeyecekti
    el frenine asılmadan, isterdim ellerin son sürat ilerlesin bedenimde
    “kadın yetiştirme yurdu değilim ben!” diye haykırayım isterdim
    ellerin adresi kendileri bulsun isterdim bir kereliğine
    “aşk, sevdiğin kişiyi herkesleştiriyor zamanla.” dedin yarım yamalak
    bir terbiyesizliğe kalkıştık teninin müstesna muhitlerinde
    ne diyelim artık, allah utandırmasın!
    -ki ayıptı senin için de, senin içinde vakitten kazanmak…

    ayıptı an’ın öznelerini oyalamak, bir saatliğine de olsa
    yelkovandı, akrepti ikisi de bize ters olan hayvandı
    evcillerdi, garlarda pek güvenilmezdi onlara
    ikimiz hakkında uzun uzadıya susmak lazımdı
    uygun bir zaman aralığında tekrar görüşmek üzere
    kusurlu hareketlere elverişli bir zeminde tekrar sevişmek
    ve her ecele müsait bir sinir harbinde tekrar savaşmak
    en önemlisi de, tekrara girmemek üzere ayrılındı…

    -ben seni öyle bir yere koydum ki içimde, orayı tahmin bile edemezsin.
    -meraklanma etmem, yeter ki sen yerimi unutma. yoksa ikimiz de bulamayız beni bir daha…
    0 ...