doğu perinçek'in yaptığı müthiş savunmalarından bir tanesi aşağıdadır;
Sayın Başkan, Sayın Yargıçlar, işçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız. Suçlamalarla ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan, bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen sorunuz. iddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar. Ceza Yargılaması Hukuku'na aykırı sorular da sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum itiraz etmeyecekler. iddia sahipleri, yasadışı kanıtlarını da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır. Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış durumdalar. Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu Ergenekon tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını yargılayacağız burada! Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu işi burada bitireceğiz! Ertelenmesi, Türkiye'ye karşı suç olur.
TUNCAY GÜNEY YOKSA ÖRGÜT DE YOK
Bu davanın iskeletini, omurgasını, çekirdeğini Tuncay Güney kurmuştur. Bu davaya ille bir isim takılacaksa, "Tuncay Güney Davası" demek yerinde olurdu.
iddianamenin omurgasını, 1. Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat, 2. Tuncay Güney'in Mülakatı'na dayanılarak yapılan şema, 3. Tuncay Güney'in polise verdiği belge çuvalı oluşturmaktadır.
Çekin bu omurgayı, iddianame bir et yığını gibi yığılır kalır. Tuncay Güney'i çıkartınız bu dava dosyasından Örgüt kalmaz! Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden, yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney. Bu iddianame'de Tuncay Güney'in adı 487 kez geçiyor. Rakipsiz bir numara!
Meczup yok! Oval ofis var! Tuncay Güney, görünüşte "Asrın Örgütü"nü kurmuş. Mülakatı'nı izleyen çok yüksek ve seçkin şahsiyetler, bu adam "meczup" diyor. Söyledikleri "deli saçması" , "kepazelik", "rezillik", "hokkabazlık" diye niteleniyor. işte en büyük yanılgı buradadır. Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye'yi parmağında oynatabilir mi? Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir mi? Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri haline düşer mi? Bir meczubun şemasını MiT resmi belge haline getirip 2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve tertiplerde kullanır mı?
iddianame, Tuncay Güney'in eseri!
Tutuklanmalar, Tuncay Güney'in talimatı!
MiT şeması, Tuncay Güney'in kurgusu!
Bu işler, bir meczubun işleri değil!
Kasette izlenen "deli saçmaları"nı kim iddianame haline getirmiş? Savcı Zekeriya Öz ekibi! O zaman kasette izlediğiniz Tuncay Güney, Zekeriya Öz olmuş.
Peki, 2006'da kim "Ulusalcı dalganın üzerine gidin" fetvasını vermiş?
Fethullah Hoca!
Bu durumda kasetteki Tuncay Güney, Fethullah Hoca'nın ta kendisi oluyor!
Kim önüne konan Tuncay Güney Mülakatı'ndan üretilen görüntüleri izledikten sonra, delillendirin, savcıları bulun, onları tutuklayın talimatı vermiş?
2006 yılı Mayıs ayında Tuncay Güney Abdullah Gül olarak sahneye çıkıyor! Bakınız Tuncay Güney, Abdullah Gül kimliğiyle karşımıza çıktı.
Kim ben Ergenekon Davasının savcısıyım diye göğsünü gere gere son görevini açıklamış? BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan.
Tuncay Güney, "Ulusa Sesleniş" konuşmasını aslında Oval Ofis'ten yapıyor.
SAVCILARIN iTiBARLI, GÜVENiLiR, SAMiMi DAYANAĞI TUNCAY GÜNEY
Kimileri Tuncay Güney'i abarttığımızı düşünebilir. Gerçeğe bakalım! Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yolladığı yazılara itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney'in her söylediğini başının üzerinde tutuyor. iddianame'nin en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti Tuncay Güney'dir. Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz'ün itibar kaynağıdır ve itibar şampiyonudur. Yine Danıştay suikastını yapanlardan Osman Yıldırım'a da Savcı Zekeriya Öz sonuna kadar güvenmekte ve itibar etmektedir. Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet ölçüleri aynıdır. Savcı Zekeriya Öz ile "Osmanım" diye aşırı muhabbet taşıdığı, Atatürk'e alçakça "ingiliz piçi" diyen Osman Yıldırım da birbirlerine çok yakışıyorlar.
BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR
Demek ki Tuncay Güney meczup değilmiş. Tuncay Güney'in meczup olmadığını aslında ona meczup diyenler de en sonunda anladılar. Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor. 1995 Çelik Harekâtı'nı yapmış, Kardak Operasyonu'nun emrini vermiş. Büyük suç!
Diğer komutanımız, ABD'nin Kuzey Irak seferine karşı dik duruşunu hatırlıyor. Büyük suç!
Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben sapına kadar Amerikancıyım diyor. O, gerçekten suçsuz! Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor; savcılar ve yargıçlar değil. Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı'nın bu beyanatını Oval Ofis'ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını yakında yollayacaktır.
işçi Partisi Genel Başkanı olarak, iddianame'de bana yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti: Kemalist Devrim'i tamamlama kararlılığı! ABD emperyalizmine ve Haçlı irticaya karşı vatanı savunmak, halkı savunmak!
HEDEFTE TEMiZLER VAR KiRLiLER DEĞiL
Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylenti, bu davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı, temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete konduğudur. Temiz ne demek? Temiz olmak, - Çelik Harekâtı'nı yapmak, - Kardak Harekâtı'nı yapmak, - ABD'nin Irak'ı ve Türkiye'yi parçalamasına direnmek, - NATO'dan çıkmak, - Türkiye'nin bağımsız olarak Avrasya'aki yerini alması, - Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak ise, bu dava, tam hedefine yönelmiştir. Oval Ofis'ten verilen talimat, doğru uygulanmaktadır. Herkes örgüt şemalarına iyi baksın! O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref Bitlis, ilhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek var! Bu davada hedef, Oval Ofis'te tanımlanmış bir suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan Bölükbaş'lar değildir. Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir. Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma krokilerle suçlanmıyor. Suç, Atatürk Devrimi'ni taammüden savunmak!
NATO'DAN ÇIKALIM GLADYO'NUN KÖKÜ KAZINIR
Tuncay Güney, Türkiye'nin patlayan çıbanıdır; Türkiye'nin irinidir. Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının üstünde tepinerek bu karanlık tertipten kurtulamayacaktır. Artık herkes, Maşallah, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya düşmanı oldu. Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar. Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları, Gladyo'yu ve Susurluk'u temizliyoruz! Türkiye, neyin fırsatını yakalamış? Düşman, Kemalist Devrim'in son kalelerini de yıkacak! Ordu'nun direncini kıracak. işçi Partisi'ni etkisiz hale getirecek. Vatansever güçleri sindirip bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine gelmiş, son hamlesini yapıyor. Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz; ABD'nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat güçlerinden, BOP Eşbaşkanlarından, Deniz Feneri soyguncularından, çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan, Dolmabahçe Sarayı'nın eşyalarına bile göz koyanlardan temiz toplum kurmalarını bekliyor. Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu insanımız var! ikiyüzlülüğe izin veremeyiz! Susurluk'un, Gladyo'nun kökünü kazımak mı istiyoruz, yapılacak tek iş vardır: NATO'dan çıkmak!
NATO'dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz!
NATO'dan çıkalım, Eşref Bitlis'in uçağını kimse düşüremez.
NATO'dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur.
NATO'dan çıkalım, Kahramanmaraş'ta canlarımızı artık kimse baltalarla öldüremez!
NATO'dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi'ni kundaklayamaz!
NATO'dan çıkalım, kimse Madımak Oteli'ndeki o güzel aydınlarımızı cayır cayır yakamaz!
NATO'dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli terörü kimse besleyemez!
NATO'dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım budur!
NATO'dan çıkalım, Irak halkına en candan selam budur.
NATO'dan çıkalım!
ikiyüzlülüğü bırakalım!
NATO'DAN ÇıKMAK "YURTTA BARıŞ, CiHANDA BARıŞ"IN BUGünkü GÖREVidiR!
Gladyo'yu temizlemek istiyor muyuz, tek çare vardır: Atatürk'ün demir süpürgesi! Atatürk'ün döneminde bu terör belası var mıydı? Hatta 1960'ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar, havalara uçan kollar bacaklar var mıydı? Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk Devrimi dönemlerinde böyle miydi? Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o arkadaşlıklar ve sevdalar? Bu kan revanın ortasında, Türkiye'nin ilerlediğini, kalkındığını hangi mezhep söyleyebilir? Buradan işçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün milletime sesleniyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım! Bütün partiler, örgütlere aynı çağrıyı yapıyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım!
Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya verilen cevaptadır. Kimse milleti aldatmasın! ikiyüzlüler meydana çıksın! Milletimiz kimseye aldanmasın!
"BiR VARMIŞ BiR YOKMUŞ" DiYE iDDiANAME YAZILMAZ!
Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağız. Fiiller, zamanla belirlenir. Bir iddianamenin hukuki değerinin birinci ölçütü, fiiller, insan somutluğudur; gerçekliğidir; zamanın içindeki yeridir. O nedenle hukukçu, hemen ilk sayfada yazılan "Suç Tarihi"ne bakar. Biz de bakıyoruz. Tarih: 12 Haziran 2007. Yani Ümraniye'de bulunduğu söylenen bombaların, yine bulunduğu rivayet edilen tarihi. Ancak iddianame'nin içini açıyoruz. Milattan önce binlerce yıl derinliğine kadar gidiyor. Suç olduğu iddia edilen somut fiiller bulunmadığı için, suç tarihi de saptanamıyor. "Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" diye iddianame yazılmaz. Bu iddianame'de bizleri suçlayan bütün olaylar, "deve tellal iken" gerçekleşmiştir. iddianame'nin en büyük gerçeği budur. Şimdi tek tek ispatlayacağız. Tartışmasız olarak ispatlayacağız. Kesinleşmiş mahkeme karalarıyla ve tartışmasız resmi belgelerle ispatlayacağız!