"her düşüş bir kopma ya da kovulma.
her kopan ya da kovulan telaş içinde bir şey alıyor ya yanına.onlar da bu hatıra hikayesinden yanlarına bir şeyler almak istediler.hepsi de temsil hepsi de mecaz.ama meleklerle,yeşil zümrüt kuşuyla bile vedalaşamadıkları.gözlerini, ağızlarını cennet suyuyla son bir kez yıkayamadıkları bir zamansızlıkta, beklenmedik bir ayrılışta, böyle ani bir hazırsızlıkta. insan olan yanına neyi alabilirdi?beraberinde neyi götürebilirdi?
üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
bir:kelimeler
iki:aşk.
üç:annelik duygusu.
kelimeleri adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak havva'ya kaldı.
ama aşk çok ağırdı.
ikisinin de, aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı tek başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü.yarısını adem sırtlandı, aşkın yarısı havva'ya kaldı.
öyle sert düştüler ki dünyaya, bu fenaya, adem'in dizlerinin bağı çözüldü, ciğerleri yandı. nutku tutuldu. üçüncü defa bildiği kelimelerin hepsini önce unuttu.sonra bir kısmını hatırladıysa da o bir kısmını kıyamete değin unuttu.
aşk? daha yollarda sakin durmamıştı bir türlü.kabına sığmamıştı. bir yarısı yollarda kayboldu. getirebildikleri ancak öbür yarısıydı.
o gün bu gün yeryüzü kelimeleri yetersiz aşk bu dünyada kusurlu.
annelik duygusu?
havva'nın cennet duygusu.
gönül evinde, kadın bedeninde, tastamam duruyordu."