mevlana

entry1373 galeri video9
    42.
  1. efendim rivayet olunur ki (bkz: muhyiddin ibn-i arabi) anadolu'ya geldiği esnada; 'alimlerin sultanı' olarak adlandırılan babası bahaiddin veled'in ardından yürüyen mevlana'yı ömr-ü hayatında ilk -ve son- defa görmüş ve demiştir ki:

    'şu kaderin cilvesine bakın ki, koskoca bir umman bir denizin ardında yol almakta'

    ve gene rivayet olunur ki; hayatlarında tek bir kez karşılaşmış olan yunus emre ile mevlana'nın arasında mevlana'nın mesnevi'sini okuması için yunus'a vermesine müteakip şöyle bir diyalog vuku bulmuştur:

    M: nasıl buldun ya Yunus?

    Y: çok güzel yazmışsın ama sözü uzatmışsın üstadım, ben yerinde olsaydım:

    'ete kemiğe büründüm,
    yunus oluban göründüm' derdim sadece!

    gene de kanımca, bir rivayetten ibaret olan bu hadise, yunus emre'nin farsça bildiğine dair elimizde güçlü veriler olmaması dayanarak, çok da olası bir ihtimal olarak görülmemektedir.

    Gene 'Allah'ın hakkı üçtür' diyerek son bir rivayet ile sözümüzü noktayalım:

    Efendim derler ki; malum-u vechiliniz, 'tebriz'in güneşi' olarak addettiğimiz mevlana'nın kader ve yol ortağı olan şems ve mevlana gene muhabbetlerinden birindedirler. ikisi gene uzun ve olabildiğine ateşli bir tartışmaya dalmışlartır, ama gelip görünüz ki; mevlana durmaksızın konuşmakta, şems ise sessiz ve tabir-i caizse babacan bir ifadeyle bıyık altından hafif bir gülümsemeyle dinlemektedir kardeşini. Bunun üzerine mevlana dayanamayarak şöyle buyurur:

    'ya şems; ben onca tefekküre daldım; okudum, yazdım, e haliyle Allah'ın izniyle, kendimce bazı sonuçlara da hasıl oldum; benim ki ilim değil midir ki, sen ağzını açıp da tek bir söz olsun etmiyorsun onca söylediklerime?

    şems-i tebrizi hazretleri, işte bunun üzerine ağzına açar.. Velhasıl iyi ki de açar; ki bu vesileyle bizi de asıl ilimle karşılaştırır:

    'sende ki ilim ben de hal olmuştur ya mevlana, suskunluğum bu yüzdendir...'

    efendim gene rivayet ederler ki; işte (bkz: ilmihal) kelimesi ilk kez bu olay üzerine insanlıkla tanışmış ve şems'in insanlığa bu güzel hediyesi günümüze kadar gelebilmiştir...

    gökten gene her zaman ki gibi üç elma düşmüş; ve gene her zaman ki gibi nasibi olanlar bunları kapmışlardır. Ama gelin ufak bir değişiklik yapalım bu sefer; mesela nasibi dahilinde bu elmaları kapanlar bu sefer elmalarını o ilk dağıtımda nasibi olmayanlarla paylaşmak suretiyle, onları da, tabii ki gene Allah'ın izniyle, nasib dairesi içine soksunlar...

    kimbilir belki böyle yaparsak sadece 'onlar' değil herkes erer muradına...

    edit: efendim mevlana çoğunluğun yanıldığı üzere türk değildir. Kendisi acem yani farsi (günümüz iran'ı) olup tüm eserlerini de bu dilde vermiştir, çağdaşı olan (bkz: yunus emre) ile arasındaki en büyük fark da işte buradan doğar.

    Velhasıl-ı kelam kendisinin türk veya acem olması gönlümüzdeki yerine hiçbir şekilde şerh düşürmemekle beraber gene de inceden 'keşke' ile başlayan bir iç geçirmeye de tabi kılmaktadır çoğumuzu, en azından şahsımı...
    9 ...