ygs 2011

entry476 galeri
    290.
  1. ilki, 2005'te olmak üzere (o zamanlar ki adı öss) aralıksız olarak 7. kez katıldığım sınavın bu yılki ayağı. dün yapıldı.

    sınava giderken önce metro, ardından halk otobüsüne binerek, bir saatlik bir seferin ardından, daha önce ziyaret etmediğim, istanbul'un küçük bir ilkokulunda, girdim sınava. yol uzun olunca, benim gibi ygs'ye girecek bir sürü çocukla arkadaş oldum.

    kurbanlık koyun gibi, heyecanla etrafı izleyen gözlere, samimi bir abi gülümsemesi yaptığımda, onları mıknatıs gibi çekme yeteneğine; mazhar olduğumu keşfetmem geç olmamıştı. kimi yanıma gelip gideceği okulu sordu, kimi de yanındaki telefonunu içeri sokmak için, benden tavsiye istedi. kimi de, o anki iyi niyet atmosferini, tüm gücüyle istismar edercesine "abi bi sigaran var mı be?" dedi.

    okul bahçesine girdiğimde, istisnasız hepsi elinde 50 cc'lik su şişeleriyle, sınavı bekliyen yüzlerce genç vardı. ben tam bahçeye girdiğim anda, okulun müdürü olduğunu tahmin ettiğim, iri göbekli bir amca konuşmasına başlıyordu.

    söze ilk olarak, su şişelerinin üzerindeki (nedense sürekli mavi renk olan) ambalajların dikkat dağıtabileceği gerekçesiyle, çıkarılmasını isteyerek başladı. 1000 öğrenci aynı anda, 1000 şişenin üzerindeki mavi renk ambalajları, örnek alınacak bir greenpeace ruhuyla çıkarıp yerlere attığında... okulun küçük bahçesinin zeminindeki, 1000 tane 50 cc'lik su şişesi ambalajının, bir zamanlar ali sami yen'de sahaya atılan yüzlerce konfetinin, zeminde oluşturduğu o güzelim tabloyu hatırlattığını, anlamanız ve gözünüzün önüne getirmeniz, son derece kolaydır.

    ardından okul müdürü konuşmasına, sınav kurallarını elindeki kağıttan okuyarak devam etti. müdür, sürekli bir güldürme çabasındaydı. ama yaptığı tüm espriler, öğrencileri daha da geriyordu. bir tek konuşmasının sonunda, müdürü olduğu istanbul'un kenar mahallerinden bir ilkokul için "türkiyemizin, bu en güzide okulunda, hayatınızın en önemli sınavına gireceğiniz için çok şanslısınız." dediğinde topluluktan, hatırı sayılır bir kahkaha yükselmişti.

    ardından kızlar ve erkekler, arama yapılması için ayrıldı. ama 500 kıza bir kadın polis, 500 erkeğe bir erkek polis bakınca, haliyle bu arama işi hızlı yürümüyordu. hemen, okulumuzun cengaver müdürü devreye girdi. bir ıslıkla, içerideki öğretmenleri kapı önüne dizdi. arama hızlanınca, bahçedeki kalabalık azalmıştı. benim de, üzerimde telefon vardı. polisler, ararken çorap arasına da bakıyordu. ama bizim cengaver müdür, sanki bir kale fethedercesine, beyin ameliyatı yaparcasına işini önemserken, yaptığı seri hareketler sırasında, çoraplara bakmayı aklına getiremiyordu.

    hemen bizim cengaverin, sırasına girdim. okulun müdürü bir yandan ararken, diğer yandan da öğrencilere gaz veriyordu. beni ararken "heyt be! şu sarışındaki karizmaya bak! ulan sen soruları bir bakışınla çözersin be!" demesiyle beni güldürmeyi başarmıştı. okula girince, telefonumu tuvalette, çorabımın arasından çıkarıp sessize alarak, cebime koydum.

    sınıfa girdiğimde, herkes yerini almıştı. bu yüzden, öğretmenler masasının önündeki yerimi bulmak zor olmamıştı. ilkokulda da, öğretmenler masasının önünde oturmuşluğum vardı. nostalji yapıyordum, deja vu oluyordum adeta... annemin bana söylediği "öğretmen masasının önünde oturuyorsan, artık derslerde osurmamalısın. burnundan çıkarttığın guguşları, kızların yakalarının altına yapıştırmamalısın." nasihatları kulağımda çınlıyordu. aynı, ilkokul yıllarında olduğu gibi "nasihatlarını dinleyeceğim anneciğim." diyerek yerime geçtim.

    masamda soru kitapçığı, cevap kağıdı ve içinde 2 kurşun kalem, 1 silgi, 1 kalem traş, 1 tane bildiğin servis peçetesi, biri olips diğer ikisi kent marka olmak üzere 3 tane küçük cam şekerin olduğu bir kutu bulunuyordu. şekerleri ilk gördüğümde "devlet bizi şekerle mi kandıracak? şu kaleme, şekere bakın! yazık ülkem enerjisini, vergisini nelere harcıyor." dediğimde... sınıfta, esaslı bir soğuk rüzgarın, uğultusu yankılanmıştı. etraftan da, beni destekleyen yorumların gelmesi, sınıfta "ne olacak bu ülkenin hali?" konulu sempozyumun başlamasına neden olacakken, öğretmenler devreye girdi.

    derken saat 10:00 oldu.

    dün sınava girmeyenlere, 7 kez bu sınava giren biri olarak, yalnızca bir tane yeniliğin olduğunu söyleyebilirim. o da; küçük cam şekerlerin, yemek için açılırken, küçük paketlerinden çıkan bildiğin poşet sesleri. onun dışında, pek bir farklılık yoktu. bir kişi, şeker yemek için küçük paketi açtığında, çıkan paket sesleri... sanki diğer öğrencileri de, şeker yemeye çağırıyordu. bir kişi, şeker yiyince arkasından beş kişi, şeker yemek için paketleri açıyordu.

    hatta, bu durumu test bile ettim. üç şekerimi de yerken, her seferinde benim şeker paketlerinin sesini duyanlar, arkamdan geliyordu...

    sınav nasıl geçti derseniz... yaptık işte en sistemlisinden, bol çifte şanslı bir kupon, ama pek ümitli değilim. çünkü, güzel maçlar... daha doğrusu, güzel sorular yoktu. şaka maka, girdiğim 7 ygs içinde, en zoru dünküydü. anlayacağınız, benim kupon yine yattı. ne yapalım, bu işler biraz da nasip-kısmet işi... seneye bakacağız artık. sekizinci ygs sınavım, yolda anlayacağınız.

    yalnız, şu "sıkı güvenlik önlemleri zırvası" hakkında iki kelam etmeden, bu yazıyı bitiremem. yapılan, o dona kadar aramalar... içeri telefon almamalar... falan filan... hepsi yalandır! göz boyamadır! yine çeken, çekmiştir kopyasını. bu ülkede, yeğenlerini bir şekilde üniversiteye bir sözüyle, bir bakışıyla sokacak, ramiz dayılar fazlasıyla mevcuttur.

    1923'ten beri, bu ülkede yapılan her üniversite sınavında hile yapıldığı gibi, kopya çekildiği gibi... dünkü ygs'de de kopya çekilmiştir.

    evet! dün yapılan ygs 2011'de, kopya çekilmiştir.

    buna inanmayanlara, diyorum ki:
    "yapmayın arkadaşlar!
    optik okuyucu cevap kağıdını okumadan önce, o kağıdı optik okuyucuya sokacak elin, bir ensesi kalının yakınının kağıdındaki, yanlışları silgiyle düzeltmesi çok mu zor?
    hiç düşündünüzmü, neden cevap kağıdına tükenmez kalemle değil de, kurşun kalemle dolduruluyor?
    -yanlış yapınca silmek için- demeyin sakın bana... gülerim.
    hiç olmadı, sınav sonunda kurşun kalemin üzerinden, tükenmez kalemle geçilebilir."

    sınava giren genç kardeşlerime, haklarında hayırlısı ne ise onun olmasını cenab-ı hak'tan niyaz eder,
    ygs 2012'de, görüşmek üzere esenlikler dilerim.
    0 ...