ölümle yaşam arasında ip ince bir çizgi olduğunu gözünü açıp orada uyandığında anladığın yerdir yoğun bakım...
çıkarmak istersin üzerine yerleştirilmiş dört tane kabloyu, uykunun arasında iniltilerinle seni baş başa bırakmak için kolunu sıkan tansiyon ölçme cihazını, pulse oksimetre adı verilen ne işe yarıyor diye öncesinde merak edilen sonra öğrenilen nabız ölçmeye ve oksijen düzeyine bakmaya yarayan parmağını sıkan o tuhaf şeyi ve kolunu uyuşturmuş serumu...
dudakların çatlamış susuzluktan. ölümü beklersin gelmez, yaşamı bekler gibisindir aslında ama bi o kadarda misafir gibi...
iki gece yeter o ilaç kokulu kalp atışilarını bir ekranda görmene yarayan o odadan korkmana ve bir daha girmek istememene...