-On bir yaşındayım, büyük otoyol kavşakları altında ezilmiş bir kenar mahallede yaşıyorum. Otoyolun gürültüsünden sağıra dönmüş, annesi ölmüş bir çocuğun teni ne renktir?
-üzgünüm oğlum, sen kızıl ve siyahsın. bu ülkede kolay taşınan bir renkten değilsin. üzgünüm, bununla yaşamayı öğrenmelisin.
Bir de anılarında ilk gitarını nasıl aldığını anlatır, jimi. Beni çok duygulandırmıştır bu.
"...on bir yaşımdayım. babam arkasından bir gitar çıkartıyor, tellerle süslü, kahverengi kocaman bir kutu. vE parmaklarım havaya uçuyorlar. bahçelerini, evlerini, gezintilerini, dünyanın kapısını, konuşma olanağını buldular. biliyorlar ki bu kez o cherokee kızılderelisi kadın, ölmüş olmasına rağmen, otoyolun gürültüsüne karşın beni duyacaklar.
sonra babama teşekkür ediyorum. diyor ki,
-evlat, eğer teninin rengi kötüyse, dans eden parmaklara ihtiyacın vardır. dans eden parmaklar müzik üretirler. ve müzikte, derinin renginin hiç bir önemi yoktur."
--spoiler--
Jimi ile ilgili bu gibi hikayelerin, bolca bulunduğu bir şey okumak istiyorsanız, erik orsenna'nın "dokuz gitarda dünya tarihi" adlı kitabını okuyun derim. o'nun dışında daha bir çok efsaneyi daha yakından tanıyacağınıza eminim.