yusuf'u kaybettim kenan ilinde
yusuf bulunur kenan bulunmaz
yunus emre bu şiirinde -yunus'un söylediklerine şiir demek yunus'a hakaret olur mu? bu da ayrı bir konu- kaybettiği bir yusuf'tan bahseder. hepimizin malumu kaybolan yakub'un yusuf'udur. kaybedilen yerde yakub'un yaşadığı kenan diyarıdır. yusuf bulunduğunda enterasan bir şey gerçekleşir. kenan kaybolur. peki aranan nedir burada? bulununca bir şehir nasıl kaybediliyor? ki aramaya konu olan yer kenan. vefakat yusuf kenan'da ranımasına rağmen bulununca kaybedilen de kenan.
arayış, ancak hakikat taliplerinin işidir. arayış içerisine cevap bulanlar girişemez. bir cevabı olanlar, soru soramayanlar arayışı bilmezler. tanrı'nın var olduğunu bildikleri halde bana cemalini göster diyemezler. neyse bu ayrı konu..
yakup kendinden bir parçayı, daha doğrusu kendini yusuf'ta buluyordu. yusuf'a baktıkça, hz. süleyman'ın atlara bakarak rabbini görmesi gibi bir durum yaşıyordu. ve yusuf'a bakmak başka şeylere bakmaya gerek/ihtiyaç hissettirmiyordu. sadece yusuf her şeye yetiyordu. yusuf=hakikat desek mübalağa olur mu?
işte yakup kendini seyrettiği ayna olan yusuf'u kaybedince, etrafının farkına vrdı. kenan diye bir şehirin varlığından haberdar oldu. ama bu kez can yakan bir azabın içine düşerek. o azap kendine bakamamaktı. yani yusuf'a bakamamak. ve yakup kenan'a girer. orada kendini seyredeceği aynayı yusuf'u arar.
ve yusuf bir gün bulunur. yusuf bulunduğu anda, dış alemle irtibat yine kesilir. çünkü aynaya/yusuf'a kavuşulmuştur. ve kendini seyretmekten başka dünyada bir meşgale yoktur. sadece o bütün dünya veya kainat. yusuf varsa diğeri bilinmez. diğerini bilme ihtiyacına girilmez.
işte yabancılaşma burada saklı. bizler yarım yamalak dünyaya sarkık vaziyette iken kendimizi seyrediyorduk, yine kendi gözlerimizle. ne zamanki dış dünya diye bir yer tanıdık, bilmek istedik. ve sürekli sorduk bu ne? niçin? nasıl? nerede? sorularını. her soru yeni soruları doğurdu. dışarı ile alakalı o kadar çok şey bildik ki, aynayı unuttuk. ve fakat sinemizde hep bir yangın. ayna özlemi. ve fakat yakup kadar talihlide değildik. kaybettiğimizin ne olduğunu hatırlayamadık. oysa dış dünyaya dair ne çok şey biliyorduk. kendilik bilgisi ise unutulanlardan. üstelik ne unuttuğunu bilemeyecek kadar unutulanlardan. işte tam bunun için bir beyit:
dermiş hakim: bilmediğim nesne kalmadı
dünyayı bildi kendini bîçare bilmedi