Kesinlikle en çok özveri isteyen bilim dalıdır. ayrıca bu işi türkiye'de yapıyorsanız göstereceğiniz özveri ikiye hatta üçe katlanır. öğrenciyken 5 para almadan çalışırsınız ve adeta işçilerden daha ağır fiziksel güç sarfedersiniz. bütün arkadaşlarınız eşiniz dostunuz yazın tatilde denize girerken, siz sabahın 5'inde kalkıp tozun toprağın içinde tepenizdeki öldürücü sıcaklar altında kazma sallarsınız. diğer avrupalı arkeologlar ve avrupa disiplini görmüş türk arkeologların ekiplerindeyseniz işiniz daha az yorucu olur; amma velakin erzurum ve akdeniz üniversiteleri ekolünde yetişmişseniz, siz birer ayısınızdır: günde 18 saat çalışsanız bile gıkınız çıkmaz. bunların dışında, zehirli böceklere karşı tehlikeler atlatmak, çalıştığınız coğrafyaya bağlı olarak yaz yangınlarının ortasında kalmak veya -yine çalıştığınız ekip ve bölgeye göre direkt orantılı olarak- kazı yaptığınız yerin yerli halkıyla gireceğiniz kavgalar arkeoloji biliminin bonuslarıdır. özellikle tarihi eser meraklısı, kaçakcı (defineci) yerel halk ile girilen kavgalar bazı arkeoloji bölümlerinde efsaneleşmiş hikayeler barındırmaktadır.
ayrıca bu işe gönül verdiyseniz ve akademi yapmak istiyorsanız, şimdiden bilin çok parasız kalacaksınız. hiçbir zaman yaz tatili diye bir lüksünüz olmayacak...
fakat: tüm bunlara rağmen, o sıcağın altında 2000 yıl sonra ilk defa sizin dokunacağınız bir eser, her türlü zorluğa değdiğini gösterecek insana.
"bin yıllar sonra
parmaz izleriniz dokunacak
birbirinize."